< < TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın TÜRKONFED’in 10. Olağan Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın TÜRKONFED’in 10. Olağan Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması

Sayın TÜRKONFED Başkanı, UEAPME’nin Saygıdeğer Başkanı, Konfederasyonumuzun Değerli Federasyon Başkanları, Derneklerimizin Sayın Başkanları,

Saygıdeğer Üyeler, Değerli Konuklar ve Kıymetli Basın Mensupları,

Hepinizi şahsım ve TÜSİAD adına saygıyla selamlıyorum.

TÜRKONFED’in 10. Olağan Genel Kurul’unda sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk ve memnuniyet duyuyorum. Bu 10 yıla şahit olmuş birisi olarak, Sayın Başkan'ın konuşmalarında cömertlikle ifade ettiği takdirlere mazhar olacak kadar bir katkım olmamasına rağmen, ufacık bir emeğim ve katkım geçtiyse bundan çok büyük onur duyarım. Çünkü ben bu 10 yılın, nasıl bir demokrasi bilinci, nasıl bir katılımcılık bilinci, nasıl bir ülke sevgisi ve tabi ki bir iş insanları olarak işlerimizden ve ailemizden nasıl özveride bulunarak geçtiğini bilenlerdenim. Bunun için her birinize en derin saygılarımı sunuyorum. TÜRKONFED'i buraya getirdiğiniz için hepinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Çok teşekkür ederim.

Dear UEAPME President Ms Gunilla ALMGREN,

We are quite honoured and distinguished to have you here with us today. Your presence will significantly contribute to the objective to our General Assembly Meeting. I have every hope that this collaboration between UEAPME and TÜRKONFED will help SME’s of both regions to further integrate and cooperate in order to spread welfare throughout Europe.

 

Değerli Konuklar,

Türkiye’nin ekonomik yapısının bölgesel ve sektörel boyutuna odaklanan ve Türk iş dünyasının gönüllü ve bağımsız temsil örgütü olarak kurulan TÜRKONFED, kendisine kamuoyu nezdinde itibarlı bir yer edinmiş, “Avrupa Esnaf, Sanatkar ve KOBİ Birliği’ne (UEAPME)” üyeliğiyle kuruluşunun bu 10. Yılında Türkiye'deki itibarını uluslararası alana taşımış ve bu itibarı dış kamuoyunda da, iç kamuoyunda da perçinlemiştir. Bu bakımdan UAPME üyeliğini çok önemsiyorum ve tebrik ediyorum. Gerçekleşmesinde emeği geçenlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin sürdürülebilir bir büyüme ve gelişme çizgisini elde edebilmesi bölgesel ve sektörel dengelerin entegre ve sağlıklı bir şekilde oluşmasıyla yakından ilişkilidir. 10. Yılını idrak eden Türkiye Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) bu alanda önemli düşünsel ve örgütsel katkılarda bulunmuştur. İnanıyorum ki (Avrupa Esnaf, Sanatkar ve KOBİ Birliği) UEAPME’ye bu yıl itibarıyla gerçekleştirilmiş olan üyelik, Türk KOBİ’lerinin Avrupa Birliği ve uluslararası pazarlarda daha fazla tecrübe edinebilmeleri, bu pazarlara daha fazla açılabilmeleri ve rekabet gücü kazanmaları konusunda önemli katkıda bulunacaktır. Ayrıca, TÜRKONFED’in gelecekte örgütsel olarak gelişmesine ve aynı zamanda bu üyeliğin KOBİ'lerin iş dünyasının uluslararası standartlarda gelişimine katkıda bulunacağına da yürekten inanıyorum.

UEAPME üyeliği ile ülkemizin AB kurumlarında temsiline yeni bir boyut katan TÜRKONFED’i bu anlamda da çok önemli bir iş başardığı için tebrik etmek gerekiyor. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği hem TÜSİAD, hem de TÜRKONFED için stratejik bir hedeftir. Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmesine AB’ye tam üyelik sürecinin ciddi bir reform dinamizmi getirdiğini yadsıyamayız. Nitekim, bu süreç hızlandığı zaman Türkiye’de reformların da hızlandığını, bu süreç yavaşladığı zaman ise reformların da yavaşladığını hepimiz gözlemledik.

2008-2009 ekonomik krizinin getirmiş olduğu konjonktürel ortamda iki buçuk sene süren duraksamanın ardından, AB müzakere süreci 5 Kasım 2013 tarihinde “Bölgesel Kalkınma Politikaları ve Yapısal Araçların Koordinasyonu” konulu 22. Faslın açılmasıyla tekrar hızlandı. Bu başlık, bölgeler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıkların azaltılmasına yönelik politikaları ve bu amaçla AB fonlarının kullanımına yönelik mekanizmaları kapsamaktadır. Bu süreçte daha etkin bir rol üstlenebileceğini düşündüğümüz “Bölgesel Kalkınma Ajansları”nın yanı sıra, TÜRKONFED üyesi bölgesel federasyonlarımızın da yer almasını, AB sürecinde ve özellikle bölgesel kalkınma politikaları başlığının Türkiye’de çalışılmasında öncül rol almalarını çok önemsiyoruz.  Kalkınma ajanslarımızın sesi yeteri kadar duyulmuyor, kalkınma ajanslarımızın sesi yeteri kadar duyulmadığı takdirde bizim federasyonlarımızın seslerinin de yeteri kadar duyulmayacağını, çalışmalarının yeteri kadar etkin olamayacağını unutmayalım. Biz kalkınma ajansları ile çok yakın çalışmak zorundayız.

TÜRKONFED örgütlenmesini de bu vesile ile hatırlamaya ihtiyaç var. Şu an için, 16 bölgesel federasyon sayısına ulaştık. İyi bir gelişme izliyoruz. Ancak hızlanmaya ihtiyaç var. Bu başlık açıldıysa ve Türkiye’deki tüm kalkınma ajansları kuruluşlarını tamamladıysa iş dünyası olarak bizim gecikmemizin hiçbir mantığı yok. Çok hızla bu örgütlenmeyi tamamlamalıyız. Kalkınma ajansları ile birlikte çalışmak ve Türkiye’nin bölgesel kalkınma projesine sahip çıkmak zorundayız.

Bölgesel kalkınmışlık farklarının ortadan kaldırılması ve demokrasimizin gelişimi için iş dünyasının bağımsız ve gönüllü örgütlenmesini ve bu konudaki katılımcılığın arttırılmasını desteklemeliyiz. Biz TÜSİAD olarak bu desteği vermek için her türlü desteği veriyoruz. Yardım için her zaman hazır olduğumuzu da ifade etmek isterim. Ümit ederim ki, daha da artan bir örgütlenme bilinciyle bölgesel SİAD’ların, sektör derneklerinin, genç işadamlarının, kadın derneklerinin TÜRKONFED çatısı altında oluşturduğu bu güç; Türkiye’nin demokrasi zeminini güçlendirir, ülkenin kalkınmasına katkılar sağlar, katılım sağlar.

 

Değerli Konuklar,

KOBİ’ler, 2012 yılında Avrupa Birliği’nde işletmelerin yarattığı toplam katma değerin yarısından fazlasını teşkil edecek şekilde 3,4 trilyon Euroluk üretim yapmışlar, istihdamın  3’te 2’sini barındırarak 87 milyon çalışanı bünyelerinde bulundurmuşlardır. Dolayısıyla, KOBİ’lerin Avrupa Birliği ekonomisinin belkemiğini oluşturduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

AB’nin, KOBİ’lere önem vererek, onları  ekonomilerinin merkezine oturtmaları ve küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin gelişimi için üye ülkelerde temel politika çerçevesini oluşturacak prensipleri, Yani Avrupa Küçük İşletmeler Senedi’ni hazırlamış olmaları, ülkemiz için de örnek teşkil etmesi gereken bir anlayıştır.

Şüphesiz, esnek üretim yapılarıyla piyasa koşullarına hızlı uyum sağlayabilen KOBİ’ler, aynı zamanda, yeni istihdam alanlarının yaratılmasında, gelir düzeyinin artırılmasında, sürdürülebilir kalkınmada ve özellikle bölgesel kalkınmışlık farklarının azaltılmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir.

Nitekim, 2013 TÜİK verilerine göre, Türkiye’de KOBİ’ler, istihdamın %76’sını, maaş ve ücretlerin %53’ünü, cironun %63’ünü, katma değerin %53’ünü ve brüt sabit sermaye yatırımlarının %53’sini oluşturmaktadır.

Ülkemiz ekonomisinde bu denli yüksek paya sahip KOBİ’lere Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerini destekleyici daha uygun ortamların yaratılması ekonomik kalkınmaya ve sosyal refaha büyük katkılar sağlayacaktır. Bu noktada, üyesi olan bölgesel Federasyonlarıyla Türkiye’de faaliyet gösteren KOBİ’leri temsil eden TÜRKONFED’in, Avrupa’daki KOBİ’lerin sesi olan UEAPME üyeliği ile AB ve Türkiye ekonomisi için de çok olumlu sonuçların yaratılmasına ve dolayısıyla işletmelerimiz için önemli işbirliği fırsatlarının  doğmasına vesile olacağını düşünüyorum.

TÜRKONFED’in bu girişimi gibi ülkemizdeki KOBİ’lerin teknolojik gelişimlerini, kurumsal genişlemelerini ve sayılarının artmasını tein edecek tüm çabaların çok değerli olduğu kanısındayım.

 

Değerli Konuklar,

Son yıllarda dünyada süregelen ekonomik kriz ve kriz sonrası toparlanma sürecinin yavaş cereyan etmesi şüphesiz en fazla KOBİ kesimini etkilemektedir. Küçük ve Orta Boy İşletmelerin, özellikle pazarlama ve finans faaliyetleri açısından bir kırılganlık sergiledikleri bilinen bir gerçektir. Bu noktada her boydan işletmenin ve tüm ekonomi yönetimlerinin ortak paydasını oluşturan küresel krizle mücadelede ulaştığımız evreye yönelik tespitlerimi sizle paylaşmak istiyorum.

Krizden çıkış sürecinde,  ABD ve Avrupa ekonomileri bu toparlanmanın yükünü taşıma görevini üstlenmiş durumdalar. Bu ülkelerin krize girmeleri 2008 yılında, dünya ekonomisinin ve ticaretinin olağanüstü ölçüde daralmasına sebep olmuştu. Gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin, kriz öncesindeki göstermiş oldukları başarılı yapısal reform altyapısı ve rezerv para basan ülkelerden akan sermaye, bu ülke grubunun krizden sınırlı derecede etkilenerek çıkmasına imkan sağladı. Bu süre zarfında genel olarak reform sürecinde bir yavaşlama görülmeye başladı, çünkü sermaye bolluğu rekabet eksikliklerini sakladı, zaafları örttü. Şimdi de sermaye akışı zayıfladıkça bu eksiklikler kendini yeniden gösterdi.

Krizin ilk evrelerine nazaran sınırlı ancak somut bir güven artışı başlamış durumda. Bu güven artışında finans sektöründeki önemli reform girişimleri şüphesiz etkili oldu. ABD, finansal piyasaların izlenmesi konusunda önemli düzenlemeler geliştirdi, finansal sektörün sermaye ihtiyacı kısmen sağlandı ve finans sektörü yeniden yapılandırıldı. Euro bölgesinde ise, kamu maliyesi çerçevesinde ortak tutumu sağlayacak ve yeni borç dalgalanmalarını engelleyecek “fiscal compact” – “kamu maliyesinde ortak tutum” düzenlemesinde önemli aşamalara ulaşıldı. Gene, Euro bölgesinde bir Bankalar Birliği oluşumunda sona yaklaşıldı. 

Çok yakında dünya ticaretinde mücadelesini vermeye çalıştığımız uyumlaştırma, para, finans ve maliye politikalarına da yaygınlaşacak ve bu durum küresel örgütlenmeyi ister istemez yeniden yapılandıracaktır. Büyük bir olasılıkla, IMF’nin karar mekanizması değişecek, yeni, yeni bir küresel finans düzenleyici kurum vücut bulacak,  “sürdürülebilir çevre” bağlamında güçlü yeni bir örgüt oluşacak, AB’de başlayan “fiscal compact” girişimi, yani kamu maliyesi eşgüdümü, dünyaya yayılacaktır, Bu yeni dünya düzenine hazırlıklı olmamız gerekiyor. En önemli varlığımız insan, en önemli aracımız ise eğitimin yaygınlığı ve niteliği. Küresel ekonominin ulaştığı bu yeni evrede, ülkelerin iktisadi başarılarını birbirinden ayıracak en önemli unsur bu iki olgu, insan kaynağı ve eğitimin niteliği olacak. 

Bu yeni düzenin herkese refah yaratması ve kapsayıcı büyümenin yerleşebilmesi için daha önce ifade ettiğim üzere başarılı bir eşgüdüm, başarılı bir ortak tutum gerekiyor, kapsayıcılık gerekiyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu ve önümüzdeki yıl ev sahipliğini üstleneceği G20 Zirvesi bu amacın hasıl olabilmesi için imkan sağlamakta, somut adımları atılabilmesi fırsatı yaratmakta.

 

Değerli Konuklar,

Başarılı bir küreselleşmenin önemli bir ayağı olarak gördüğümüz AB projesi, bu süreçte öneme sahip. Gerek kapsayıcı büyüme gerekse bu kapsayıcı büyümenin demokrasi ile birlikte gelişebilmesinin ön şartı AB projesinin başarıyla ilerlemesidir. AB entegrasyonu, küreselleşmenin bir provası ve hatta küresel eşgüdümün, küresel ortak tutumun bir örneğini oluşturacaktır. TÜSİAD’ın BUSINESSEUROPE, TÜRKONFED’in UEAPME üyelikleri çerçevesinde  başta iş dünyası örgütleri olmak üzere, tüm sivil toplum örgütlerinin bu süreçte önemli bir rol üstlenmeleri gereği çok açıktır. Hiç unutmayalım ki, sürdürülebilir büyüme ve refah artışı belli bir eşik düzeye ulaşmış demokrasilerde mümkün olduğu gerçeği, Türkiye için de aynen ve önemle geçerlidir. Geçtiğimiz günlerde belirtme fırsatı bulduğum tespiti yeniden sizlerle paylaşmak isterim: yavaş demokratikleşmenin büyümesi de yavaş oluyor. Bu doğrultuda, büyümeye yönelik mikro ve makro politikalarımızın yanı sıra, son dönemlerde çoğulcu demokrasi anlayışının öngördüğü siyasi reformların da hız kazandırılması gerektiğine, buna ilişkin ihtiyaca önemle, ısrarla vurgu yapmak isterim. Yavaş demokrasinin büyümesi de yavaş olur. Özellikle iş ve yatırım ortamının en önemli, en vazgeçilmez birinci şartı olan hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konularındaki hassasiyetlerimizi ısrarla dile getirmemiz gerekir.   

Beni dinlediğiniz için teşekkürlerimi sunuyor, sözlerime son verirken TÜSİAD Yönetim Kurulu adına sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum.

 

Verdiğimiz hizmetleri geliştirmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgiye bu linklerden ulaşabilirsiniz: