Şu bir gerçek ki 2000’li yılların başından bu yana dünyanın nabzı internette atıyor.
İnternet sayesinde, 19’uncu yüzyılda matbaanın, 20’nci yüzyılda televizyonun yarattığı etkinin çok ötesinde bir etki ve etkileşim söz konusu.
İnternetin itici gücü ise sosyal medya. Özellikle Twitter, Facebook ve YouTube dünyayı takip eden, düşünen ve üreten modern bireyler için neredeyse enerji, ulaşım ve haberleşme araçları kadar vazgeçilmez hale geldi bugün.
Sosyal medya kısa geçmişi içinde hızlı bir dönüşüm de geçirdi. Artık sadece bağlantıda kalmaya, haberleşmeye, hoşça vakit geçirmeye yarayan bir imkanla değil; aynı zamanda ve çok daha önemlisi insanların her türlü bilgi, analiz ve fikre ulaşabilmesi, kendilerini serbestçe ifade edebilmesi, seslerini duyurabilmesi, hatta örgütlenebilmesi için son derece verimli ve etkin bir platformla karşı karşıyayız.
Bu özelliğiyle sivil toplumun güçlenmesinin olmazsa olmaz koşullarından sayılan çoğulcu ve katılımcı, dolayısıyla özgürleştirici ve demokratikleştirici bir yanı var sosyal medyanın.
O yüzden özellikle mobil iletişim teknolojisinin başdöndürücü bir hızla gelişmesiyle çağdaş toplumlar sosyal medyanın sunduğu imkanları, eğitimden ticarete, siyasetten sağlığa hayatın her alanında kullanmaya başladı; dahası bir süreklilik içinde bu imkanları alabildiğince geliştirmenin yollarını aradı. Buldu da.
Bir bakıma toplumlar sosyal medyayı her alanda geliştirdikçe, sosyal medya da toplumları her anlamda zenginleştirdi ve zenginleştiriyor… Refah, mutluluk ve hayat standartlarına katkıda bulunuyor.
Aslında Türkiye matbaa ya da televizyonun aksine interneti, ardından da sosyal medyayı pek de gecikmeden keşfetti; bilgi toplumuna dönüşmekteki ataletini bilişim toplumuna geçişteki hızıyla üstünden attığı bile söylenebilir.
Bugün bireysel bazda 12 milyona yakın Twitter, 30 milyona yakın Facebook kullanıcısı var Türkiye’de ve ‘her şeye rağmen’ giderek artıyor bu sayılar. Şirketler bazında da aynı tablo söz konusu.
Reklamcılıktan bankacılığa kadar birçok sektörde başarıyla kullanıldığına tanık oluyoruz sosyal medyanın. Twitter hesabı ya da Facebook sayfası olmayan şirket nerdeyse kalmadı.
Gelgelelim, bu ‘parlak’ tabloyu gölgeleyen birtakım olumsuzluklar yaşandı ve hala da yaşanmaya devam ediyor.
Umarım siz bu yazıyı okurken sona ermiş olur ama bu yazı yazılırken YouTube hala kapalıydı; Twitter’ın, 15 gün kadar kapalı kaldıktan sonra ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla açılabilmesinin üstünden ise birkaç gün geçmişti.
Bu gibi uygulamaların, Türkiye toplumunu en temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bıraktığı, insani, sosyal, ticari ve ekonomik faaliyetleri sekteye uğrattığı açık. Tabii uluslararası kamuoyu nezdinde Türkiye’yi baskıcı ve yasakçı rejimlerle aynı statüye indirgemesine razı olmak, kabullenmek de mümkün değil.
Türkiye'nin, sosyal medyayı tehdit algıları üzerinden değil, katılımcı, özgürlükçü ve demokratik yanıyla değerlendirebilen bir siyasi yaklaşımı hayata geçirmesi, her geçen gün daha fazla önem ve aciliyet arz etmektedir..
Zamanın ruhu bunu gerektiriyor.