TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun “Yüksek İstişare Konseyi” Toplantısı Açılış Konuşması - İstanbul

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun “Yüksek İstişare Konseyi” Toplantısı Açılış Konuşması - İstanbul

Sayın Cumhurbaşkanım, Değerli Konuklar, TÜSİAD’ın değerli üyeleri,

Sayın Basın Mensupları,

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımıza bizi onurlandıran bu ziyareti için ayrıca teşekkür etmek istiyorum.  Kendilerinin müsaadesiyle sizlerle çok kısa bir ufuk turu yapacağım. Nisan ayında yaptığımız son toplantının ardından dünyada ve Türkiye’de gelişmeler çok hızlı seyretti. Gerek Ukrayna’da, gerekse sınır komşularımız Irak ve Suriye’deki çatışma ortamı bizi derinden etkiledi. 

Ülke içinde ise, son derece önemli görev değişimleri oldu.  İlk kez halkoyu ile seçilen bir Cumhurbaşkanımız var. Yeni bir Başbakan ve yeni bir hükümet parlamentodan güvenoyu aldı. Sayın Cumhurbaşkanımızı ve Sayın Başbakanımızı, kabinemizin yeni, ve yeniden seçilen bakanlarını kutluyoruz.

Bu görev değişiklikleri ile birlikte “Yeni Türkiye” sloganı altında, bir süredir ikinci planda kalmış olan ülke meselelerinin yeniden gündeme geldiğini görüyoruz. Türkiye’yi 100. Yıl hedeflerine götürecek bir dizi restorasyon ve reformdan söz edilerek yeni bir başlangıç çizgisi benimsendi.

Bu yeni başlangıcı ifade eden en önemli doküman, 62. Hükümet programıdır. TÜSİAD bu programın uygulamasında hem takipçi, hem de katkı sunan bir konumda olmak arzusundadır.

Programda,  “çok daha güçlü, müreffeh, saygın ve demokratik bir Türkiye’ye ulaşmak; ekonomisi, bilim ve teknolojisi, siyaseti, sosyal ve kültürel politikaları ile örnek alınan bir ülke olmak”tan söz ediliyor.

Ayrıca, “Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefi stratejik bir hedeftir ve kararlılıkla sürdürülecektir,” vurgusuna yer veriliyor. AB’ye katılım müzakerelerinin tam üyelik hedefi ile birlikte, dış politikanın önemli ayaklarından biri olacağı söyleniyor.

TÜSİAD olarak ekonomide ve demokraside gelişmeyi bir bütün olarak görmekteyiz ve Türkiye’nin dünya ile entegrasyonunu tamamlaması açısından AB tam üyeliğinin önemli bir aşama olduğunu yıllardır savunuyoruz.

Yeni Hükümet programında, siyasetin ve devlet yönetiminin adaletle özdeşleştirilmesi, farklı yaşam tarzlarının güvence altına alınması, insani kalkınma için demokrasinin şart koşulması, sivil toplum kuruluşlarının siyasete katılması, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve yeni Anayasa gibi konular ele alınıyor. Biz bu konuları programın “ruhu” olarak benimsiyoruz.

 

Değerli konuklar,

Bu kapsamlı programı, bir restorasyondan ziyade, üç temel “yeniden yapılanma”  alanı üzerinde inşa edilecek bir ekonomik gelişme ve refah programı olarak ele almak arzusundayız. Bu üç temel,  bildiğiniz gibi demokrasi, hukuk devleti ve dış politika alanlarıdır. Bu üç alanda elde edilecek başarılar hükümetin büyüme, kalkınma ve refah hedeflerinin önünü açacaktır.  

İlk olarak dış politikadan bahsetmek istiyorum:  Bir iş adamının hiç kuşkusuz farklı dinamikleri olan bu alana tam olarak vakıf olması ve detaylarını bilmesi mümkün değil. Ancak Kuzey ve Güneydoğu komşularımızın sıcak çatışma içinde olması, ihracatımızı etkileyen ekonomik sonuçları yanısıra, Suriyeli mülteciler gibi sosyal hayatımızı da ilgilendiren sonuçlar yaratıyor. Ortadoğu’daki çatışmaların yeni aktörlerle ve IŞİD gibi sınırlarımızda beliren yeni örgütlerle daha çetrefilli hale geldiğini görüyoruz. Bütün koalisyon çalışmalarına rağmen bu karmaşanın daha uzun bir süre devam etmesi ihtimali de var.

Bu yüzden program, Türk dış politikasının siyaset, ekonomi ve savunma veçheleriyle ana çıpasının Avrupa ve Transatlantik kurumları ile olduğunu ve bu ilişkilerin derinleştirileceğini söylüyor.  Bu vurguyu, Suriye ve Irak gibi bölgesel sorunlarda da ABD ve AB ile ilişkilerin derinleştirilmesi olarak da algılıyoruz. Türkiye kendi çıkarlarına uygun, kişilik sahibi ve insan odaklı dış siyaset arayışı içindedir. Ama bu siyaset arayışı, küresel güç dengeleri ile uyumlu bir biçimde ele alınmayı gerektiriyor.   

İkinci yeniden yapılanma alanımız hukuk devleti. Çünkü hukuk devleti, kişilerde değil, milleti temsil eden kurumlarda olması gereken hukuk kurallarının, onları koyanlar da dahil olmak üzere her kişi ve kuruluşu kapsayan bir değer ifade etmektedir. Devlet organlarının eylem ve işlemlerinde yargısal denetime tabi olmaları şarttır. Hukuk devletinin olmazsa olmaz bir boyutu da, devletin tüm vatandaşlarına hukuk güvencesi vermesidir.

Hukuk devleti normlarının yerleşmemiş olması, toplumda ve vatandaşlarda birçok acının devam etmesine de neden olabiliyor.

Bu çerçeveden baktığımızda, bir hukuk devletinin, kendi içinde, yaygın deyişle bir “paralel devletin” oluşmasına ve böylesi bir yapının hukuku kendi gündemi doğrultusunda eğip-bükmesine izin vermesi mümkün değildir. Aslında devlet yönetimi hiç bir gücün vesayeti altında olmamalıdır.

Hükümet programında belirtilen şu hususu da tekrar etmek istiyorum: Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuk devletinin en önemli vasfıdır.

Hesap verebilirlik, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele de ancak hukuk devleti içinde, bağımsız ve tarafsız yargı ile ele alınabilir. 

Üçüncü “yeniden yapılanma” alanı demokrasidir. Programda,  “Yeni Türkiye’de artık katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü bir demokratik ve sivil Anayasa vaat olmaktan çıkarılmalıdır.” deniyor.

Gerek yeni Anayasa’da, gerekse diğer yasal düzenlemelerde, demokratikleşmenin temel göstergelerinin, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ve girişim özgürlüğü olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.

İnsan hakları ihlallerinin ortadan kaldırılması ve işkenceye sıfır tolerans programda net olarak belirtilmiştir. Buna ilaveten, demokratik hakların barışçıl bir şekilde kullanılması halinde kolluk kuvvetlerinin sert karşılık vermemesi gerekir.

Bu bakımdan yeni hükümetin temel hak ve özgürlükler alanında, uluslararası normların, bundan sonra da tüm politikalara temel teşkil edeceğini söylemesi çok önemlidir.

Demokratikleşmenin en önemli alt unsurlarından biri de çözüm sürecidir. “Çözüm süreciyle, makbul vatandaşlık kurgusunu bozup eşit vatandaşlık ve ortak aidiyet anlayışını hayata geçirmeyi hedefledik,” deniyor programda ve sürecin daha güçlü bir şekilde sürdürüleceği taahhüdünde bulunuluyor. Çözüm sürecinin sağlıklı, barışcıl bir şekilde yürümesini gönülden temenni ediyoruz ve zaten bölgesel kalkınma boyutuna katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

 

Sayın Cumhurbaşkanım,

Hiç kuşkusuz, TÜSİAD’ın en önde gelen uğraşısı, Türkiye ekonomisinin katma değerinin artırılarak büyütülmesi ve bu yolla istihdama, refaha, kalkınmaya katkıda bulunulmasıdır. Ülkenin ekonomik hedeflerinin tutturulmasında hükümet kadar biz iş adamlarına da görev düşmektedir.

Ekonomide hızlı ve güvenli bir biçimde ilerleyebilme, bu alana özgü bazı dinamiklerin de harekete geçirilmesini gerektiriyor. Bunların başında orta ve uzun vadeli etkileriyle eğitim ve teknoloji birikiminin geliştirilmesi, kısa vadeli etkileriyle ise kamu kurumlarının, piyasa ekonomisinin gerektirdiği uygun biçimde, etkin ve verimli çalışmasının sağlanması geliyor.

Ekonomide orta vadede daha yüksek katma değer yaratma için birinci önceliğin eğitimde olduğuna inanıyoruz. Yalnız son zamanlarda, sınav ve yerleştirme sistemleriyle çok fazla enerji yitirildi, öğrenciler, veliler ve öğretmenler, dolmayan kontenjanlar bir sorun yumağı oluşturdu. Ama esas olan eğitimin içeriğinin ise ikinci planda kalıp kalmadığını hissetmek…. Uluslararası istatistikler, matematik ve fen bilimleri gibi teknoloji birikimine temel olan konularda Türkiye’nin bir miktar geriye düştüğünü ifade ediyorlar, hem OECD’de, hem de PISA’da…

Dünya örneklerinden de görüldüğü gibi, hepimiz biliyoruz ekonomide kendini orta gelir tuzağından kurtararak sıçrama yapan ülkeler var. Bu ülkeler bunu teknolojik gelişmelere imza atan küresel şirketleri ve bu şirketlerin dünya pazarlarına sunduğu ürün ve markalarla yapabilmektedirler.  Bu başarıların arkasında güçlü eğitim programlarının ve uzun soluklu AR-GE çalışmalarının yattığını hepimiz biliyoruz.

Hükümet programında yer alan,  “bürokraside aranacak temel nitelikler ehliyet, liyakat ve dürüstlüktür” sözlerini de memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak ehliyetle ilgili bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. İşadamlarımız, yatırım ortamının iyileştirilmesi yönündeki çabalarda benimsenen genel yaklaşım ve felsefenin ve alınan kararların, uygulama safhasına çok yavaş bir şekilde intikal ettiğini ve yerleştiğini söylemektedirler.

Ayrıca, vergisini düzenli ödemeyenlerin vergi afları beklediği, kayıt dışı ekonomik faaliyetlere bazen göz yumulduğu ve imar durumları başta olmak üzere, çok değişken yerel yönetim uygulamalarının olduğu bir iş ve yatırım ortamındayız. Halbuki üretime nasıl öncelik verileceğini, katma değeri yüksek büyük yatırımların nasıl yapılabileceğini öncelikle ele almamız gerekiyor. Hükümetimizin de, kısa ve orta vadede, bu meseleleri “ekonominin yeniden yapılanması” başlığı altında gündemine alacağını da ümit ediyoruz.

 

Değerli Konuklar,

Dünya ile bütünleşen ekonomimiz, küresel ekonomideki her iniş çıkıştan, Amerika, Avrupa ya da Uzakdoğu’daki büyüme oranlarından, faizlerden, parasal genişleme ya da daralmadan etkilenmektedir. Enflasyonun ve cari açığın kontrol altında tutulması gibi ana temel makro politikalarımız, bu dış değişkenler tarafından güçlü bir şekilde yönlendirilmektedir. Evet bu küresel ekonominin bir sonucudur.

AB deflasyon korkusu ile parasal genişlemeye giderken, aynı anda ABD yeni bir büyüme çizgisine girmiş vaziyette. Türkiye’nin makro dengeleri ise bir miktar olumsuz oynaklıklar gösteriyor. Bu yıl Türkiye’de üretim ve büyüme rakamlarının beklenenin altında bir performans gösterdiğini gözlemliyoruz. Büyümenin %3 civarında olması bekleniyor. Makro düzenlemeler ve yeniden yapılanma çerçevesinde GSMH içindeki sanayi üretiminin payının arttırılması öncelikli hedef olmalıdır.

Bir önemli konu da başta Soma maden faciası ve diğer iş kazalarında kaybettiğimiz işçilerimizin acısıdır. Bu konuda yeni ciddi tedbirlerin alındığını görmekteyiz. İş güvenliğinin sağlanması, bütün iş alemi için vazgeçilmez bir kuraldır.

Son olarak değinmek istediğim bir konu ise, her yıl özel çözümler için torba yasalar çıkarılması hususudur. Bu uygulama bir ihtiyaç olabilir ama bir yandan da kanaatimce AB hukuk sisteminin referans alınmasını gerektiren yasama sürecini geciktirmekte ve aksatmaktadır.

 

Değerli konuklar,

Size 62.Hükümet programından alıntılarla, Türkiye için öngördüğümüz yol haritası üzerindeki düşüncelerimizi sunmaya çalıştım. 

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyor, beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

 

 

 

Verdiğimiz hizmetleri geliştirmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgiye bu linklerden ulaşabilirsiniz: