TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı Açılış Konuşması

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı Açılış Konuşması

TÜSİAD'ın Değerli Üyeleri,  Sayın Basın Mensupları,

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mayıs ayının sonunda yaptığımız son toplantımızdan bu yana, geleceğe bakışımızı ciddi biçimde etkileyen olaylar yaşadık.
 
ABD Merkez Bankası'nın para politikalarında değişiklik yapacağının haberi, içeride döviz fiyatlarının ve faizlerin fırlaması, Suriye'deki gelişmelerin olumsuz etkileri, çözüm sürecinin yavaş ilerlemesi ve "Gezi" olaylarının ardından Türkiye'nin daha gerilimli bir siyasi atmosfere girmesi öne çıkan gelişmeler oldu.

30 Mayıs konuşmasında şöyle bir cümlemiz vardı:
 
"Türkiye artık, ifade özgürlüğü,  kuvvetler ayrımı gibi konuları aşmış, hukuk devletiyle, etkin ve bağımsız yargısıyla, etkin yasama ve temsilde adaletli bir seçim sistemi ve siyasi partiler kanunlarıyla ileri demokratik standartları yakalamış bir ülke konumuna gelmelidir".
 
Bu aslında bir temenni idi. Ama biliyorsunuz ki bu sadece bir temenni değil, 15 yıldırTÜSİAD'ın Türkiye için öngördüğü bir vizyonun özeti. Her toplantıda bunu dile getiriyoruz.
 
Ancak, biz o gün toplantı yaparken Gezi Parkı’nda başlayan barışçıl bir protestoya güvenlik güçleri aşırı tepki gösterdi.
 
Artarak devam eden bu tepkinin yarattığı gerilim, şiddete eğilimli bazı gruplar tarafından kullanıldı ve çevreye zarar verildi.
 
Bu üzücü olayların yaşanması, can kayıplarına ve çok sayıda yaralanmaya neden oldu.
 
Kim olduğunu tam bilemediğimiz 7-8 sopalı adamın bir genci ölümüne sebep olacak şiddetle dövmesinin kameralarla saptanan resimleri kamuoyunun aklından çıkmıyor.
 
Kimdir bu adamlar?
 
Evet, suçlu olarak yakalananlar var ve elbet cezalarını çekecekler. Ama Türkiye'de artık bu tabloların yaşanmaması lazım, bu tablolara son vermek lazım.
 
"Taksim Gezi Parkı Protestosu" ifade özgürlüğü sınırları içinde başlamıştı. Kent sakinlerinin kentin yönetimine daha fazla katılma isteklerinin bir ifadesiydi. Gençler hayat tarzlarına müdahale istemiyorlardı. Darbe gibi bir talepleri yoktu.
 
Eğer hoşgörü ve diyalog içinde ele alınabilseydi Türkiye gülümseyen ve barışçı eylemlerin yaratıcılığını seven bir yüzünü dünyaya göstermiş olacaktı. Onun yerine, ifade özgürlüğü baskı altında ve şiddet potansiyeli olan bir ülke algısı yarattı.

Değerli Üyeler,
 
Mayıs ayında başlayan ve Haziran ayında hızlanan bir başka gelişme ise dünya piyasalarını veözellikle gelişmekte olan ekonomileri sert ve olumsuz yönde etkileyen, ABD Merkez Bankası’nın para politikasındaki değişiklik ilanıydı. FED Başkanı Bernanke, “artık ayda $85milyar'lık bono almayacağız, bunu tedricen azaltacağız ve bir noktada sonlayacağız” açıklamasını yaptı.
 
Bu doğal bir gelişmeydi. Çünkü ABD’de olumlu ve istikrarlı bir büyüme başlamıştı ve işsizlik rakamları aşağı düşüyordu ve bu artık yıllardır likidite pompalamasının sonuna gelindiğinin işaretiydi.
 
ABD'nin er geç para politikasında sıkılaşmaya gideceği haberi üzerine, o güne kadargelişmekte olan ekonomilere akan para birden bire dönüp bu sefer gelişmiş ekonomilere akmaya başladı. Bu arada Avrupa Birliği’ne de para girişi oldu.
 
Bakıyoruz Avrupa Birliği’nde, hala büyüme sıfır… Fakat yer yer resesyondan çıkma işaretleri göründü.
 
Japonya ise 20 yıldır süren bir deflasyon baskısından kurtulmuş gözüküyor.
 
Para akımlarının yön değiştirmesi ile başta Hindistan, Brezilya ve Endonezya olmak üzere bütün gelişen ekonomilerde aynı arızaları gördük. Döviz fiyatları yükseldi, borsalar büyük irtifa kaybetti, faizler arttı ve merkez bankalarının rezervleri üzerine baskılar oluştu.
 
Tabi Türkiye de bundan nasibini aldı.
 
Burada rakam analizlerine girmeyeceğim ama, biliyorsunuz bu hafta FED bir karar verdi. Bono alımlarının devam edeceğini ve bu bono alım yavaşlamasının iki üç ay tehir edildiğini bu haberlerden anladık. Dolayısıyla yine iyimser havalar geldi. Fakat bu arada hepimizin aklına şu sual takıldı: Acaba Türkiye gelişmekte olan ekonomiler içerisinde olumsuz bir ayrışma mı gösterdi?
 
Bunun cevabı karışık!
 
Çünkü bakıyoruz, bütçe disiplini ve makul bir büyüme süreci devam ediyor. İşsizlikte artma var. Ama bunun sebebi; iş gücü arzındaki artmaya yetişemememiz Borsadaki düşüş ve gösterge faizlerindeki artış sert oldu.
 
Bununla birlikte Economist dergisinin ve J.P.Morgan Bankası’nın yaptığı analizlerde gözüken şu ki, milli gelirine ve rezervlerine oranla, cari açığı ve dış finansman ihtiyacı en yüksek 2-3 ülke arasında Türkiye var.
 
Hepiniz biliyorsunuz, Türkiye ekonomisinin en kırılgan dengesi hala cari açık ve bu açığın finansman kalitesi… Finansman kalitesi derken Türk ekonomisinin sıcak paraya olan bağımlılığından bahsediyorum. Çünkü dengesizliği yaratan unsurlardan biri bu... Bu nedenleTürkiye’de makroekonomik dengelerin yeniden kurgulanması ve OVP hedeflerinin revize edilmesi gerekiyor. Bu konuda çalışmalar var. Zannediyorum Yönetim Kurulu Başkanımızın da bazı önerileri olacak.
 
Türkiye'de sürdürülebilir büyüme hızına devamlı set çeken bu cari açık konusuna kısaca değinmek istiyorum.


Değerli Üyeler,
 
Biliyorsunuz cari açığın en büyük parçası enerji sektöründe ve Türkiye enerji açığı ile net ithalatçı olmaya devam ediyor. Bu çerçevenin düzelmesi yıllar alacak. Burada yegane söylenebilecek şey; yerli kaynaklara ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yatırım hamlesinin artarak, hızlanarak sürmesi gerekiyor.
 
Fakat dünyaya bakıyoruz, Güney Kore, Japonya, Malezya, Tayvan gibi birçok ülkede enerji açığı var. Onlar da net ithalatçı. Fakat yarattıkları katma değer ve global pazarlara sundukları ürünler ile enerji ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi, toplamda dengelerini fazlaya çıkartıyorlar.Yani döviz rezervlerini artırmaya devam ediyorlar.
 
Onun için “enerjiden dolayı açık veriyoruz” konusunu artık Türkiye’nin kabul etmemesi lazım. Bizim hakiki hedefimiz bu enerji açığını yarattığımız başka katma değerli ürünlerle kapatmaktır.
 
Tabi bu çizgiye gelmemiz için, mikro ekonomik yapısal reformları büyüteç altına almamız gerekiyor. Burada ilk etapta Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın yarattığı bir Sanayi Stratejisi var. Bu stratejinin hayata geçirilmesi için ciddi bir koordinasyon gerekiyor.
 
Çünkü hem sektörlerin ortak sorunlarını ele alan politikalar ile üretim ve ihracatı artırmak lazım. Hem de her sektörün kendi içinde verimlilik ve katma değer artışı getirecek yatırım ve düzenlemeler üzerinde çalışması gerekiyor.
 
Sanayi Stratejisi deyince aslında Türkiye'nin rekabet gücünden bahsediyoruz. Yani bu kavramsal bir yaklaşım. Rekabet gücünün artması ise çok ciddi bir koordinasyon ve otorite gerektiriyor.
 
Bütün bakanlıklarımızın, ama özellikle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı,Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve belki başka ilgili idarelerin hep birlikte çalıştıkları yetkili bir otorite arıyoruz.
 
Bu otorite birlikte çalışarak yaratılacak rekabet gücü yol haritasında ilgili sektör veya alt sektörün maliyet yapısının, hammadde girdilerinin, pazar erişiminin, finansman koşulları ve vergi uygulamalarının hep birlikte inceleneceği yetkili bir otorite olmalı. Başka türlü adım atamayacağız. Tabi ki bu koordinasyon otoritesinde özel sektörün de bir yeri olmalı.
 
Bu arada TÜSİAD’ın bugünlerde sektörel analizler içeren bir dizi ciddi çalışması var.Takibiniz için bilginize sunmak istiyorum.
 
Özetle, Türkiye'nin "orta gelir tuzağı" dediğimiz gelir aralığına takılıp kalmaması gerekiyor.Bu tuzağı geçen ülkelerin hepsinin yukarıdaki stratejik rekabet gücü çalışmalarını tamamladıkları gibi, uzun vadede eğitim, kadınların işgücüne katılımı, inovasyon ve çevre konularını da içeren politikalar ürettiklerini görmekteyiz.
 
Bütün bu belirsizliklere rağmen, Türkiye'nin tekrar pozitif ayrışma potansiyeli olduğuna ve bu potansiyelin, rekabet gücünün arttırılması ve gençlerimizin iyi eğitilmesi ile ortaya çıkacağına inanıyorum.
 
Eğitimde kısaca şunu söylemek istiyorum, boyuna sistem değiştiriyoruz; çocuklarımızın yeteneklerinin ne olduğunu anlamadan tercih haklarını analarına, babalarına bırakıyoruz.
 
Öğretmenlerimizin ve derslerin içeriğinin kalitesi konusunda ne yaptığımızı tam açıkçası bilmiyoruz.
 
Ama hep aklımızdaki sual şu:
 
Acaba yetiştireceğimiz kuşaklar, dünyadaki yarışta, ülkemizi çağdaş bilgi ve becerilerle yönetebilecekler mi?
 
En basitinden Matematik ve Fen dersleri performans sıralamasında neredeyiz?
 
Yine burada, eğitimin niteliğini belirlemek üzere bu alanlarda TÜSİAD’ın devam eden kapsamlı çalışmaları olduğunu belirtmek istiyorum.

 
Değerli Üyeler,
 
Hiç bir ülke Türkiye'nin egemenlik haklarını ihlal edemez. Bu ilke ve geçerli angajman kuralları içerisinde Türkiye Suriye helikopterini düşürmüştür ve haklıdır.
 
Fakat genel anlamda baktığımızda, Türkiye dış politikada sert konuşma üslubu, esneklikten uzak ve hatta bazen çatışmalara açık kapı bırakan tutumu ile alışılmışın çok dışında bir görünüm sergiledi.
 
Batı dünyasına devamlı çatarken, Doğu'da da anlamlı bir destek bulamadı.
 
Yani kendi elimizle sınırlandırdığımız manevra alanında, hem siyasi duruşumuz, hem de bölgesel ekonomik ilişkilerimiz sıkıntılı bir sürece girdi.
 
Bir yıl öncesine kadar Türkiye; siyasi istikrarı, ekonomideki başarısı ve bazı iniş-çıkışlara rağmen aktif dış politikası ile bölgesinde güçlü bir lider olma yolunda adım adım ilerliyordu.
 
Geldiğimiz noktada ise Türkiye'nin siyaset, ekonomi ve dış politika alanlarında anlatacak yeni bir hikâyesi hemen hemen kalmadı.
 
Oysa ekonomi, siyaset ve toplumsal gelişme umut istiyor, olumlu hikâye istiyor. Bu nedenle, dış politikada denge ve esnekliği elden bırakmamamız gerekiyor. Özellikle silah kullanımına dayalı her türlü müdahalenin dışında kalmaya özen göstermeliyiz.
 
Bölgede inandığımız ilkeleri şu veya bu kesim yanında gözükmeden anlatabilmeliyiz ve  bu ülkelerde her kesimle diyalog içinde olabilmeliyiz.
 
İç siyasette ise olumlu hikâye, çözüm sürecinin sağlıklı devamı ve demokratikleşme ile yaratılabilir. Çözüm sürecinde duraklama olduğu takdirde, bu, sürece zarar vermektedir.
 
Burada Anayasa çalışmalarının hızlandırılması esas olmakla beraber, demokratikleşme paketlerinin hızla meclise getirilmesi ve neticelendirilmesi olumlu etkiyi yükseltecektir.
 
Öte yandan, demokratikleşmeye eşlik etmesi gereken bir önemli konu da, yargıyla ilgili reformların bu çerçevede hayata geçirilmesi olmalıdır.
 
 
Değerli Üyeler,
 
Türkiye, Türkiye ancak, iç ve dış barışın çerçevelediği bir huzur ortamında, gelişmiş bir demokrasi ve hukuk anlayışı içinde, önündeki yapısal duvarları yıkacak bir ekonomik programı yürürlüğe koyduğu takdirde, küresel planda özlediği yere varabilecek ve yurttaşlarına refah ve umut dolu bir gelecek vadedebilecektir. İşte bu vaat Türkiye'nin yeni olumlu hikâyesinin üzerine inşa edileceği temel olmalıdır.
 
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Verdiğimiz hizmetleri geliştirmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgiye bu linklerden ulaşabilirsiniz: