TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz'ın “TÜRKONFED 36. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi” Açılış Konuşması - Elazığ

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz'ın “TÜRKONFED 36. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi” Açılış Konuşması - Elazığ

Sayın Bakanım, Saygıdeğer TÜRKONFED Başkanım, Değerli Katılımcılar, Saygıdeğer Basın Mensupları,

TÜSİAD Yönetim Kurulu adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. TÜRKONFED’in 36. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi’nde, Elazığ’da, sizlerle beraber olmaktan, Elazığ’da olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Ev sahiplerimiz FIRATSİFED ve Elazığ İş Kadınları Derneği’ne bu güzel organizasyon için teşekkürlerimi sunarım.

Değerli Katılımcılar,

Bizler, iş insanları olarak, içinde yaşadığımız toplumun ve dünyanın farklı kesimleri ile en fazla ilişki ve iletişim içinde olan, yeniliklere açık bir kesimiz. Bu da bize, ülkemizin, içinde bulunduğumuz toplumun kalkınması gelişmesi bakımından önemli bir sorumluluk yüklemekte, toplumun vizyonunun oluşturulmasında öncülük görevi yüklemektedir.

İşte, Türkiye’mizin farklı bölgelerindeki sanayici ve iş insanlarının ülkemizin kalkınma sürecine paralel olarak ortaya koydukları örgütlenme bilinci, biraraya gelerek memleketlerinin, bölgelerinin ülkemizin sorunlarına çözüm üretme bilinçleri bizleri bugün buraya getirmiş, birarada çalışmalarımızı sürdürmenin esas motivasyonunu oluşturmuştur.

İş dünyasının bağımsız ve gönüllü örgütlenmesini ve katılımcılığının artmasını, hem demokrasiler için vazgeçilmezliği, hem de kalkınmaya sağlayacağı katkı açısından çok önemsemeliyiz. İş dünyasını bölgesel ve sektörel düzeyde bir araya getiren TÜRKONFED projesine bu sebeple inanıyoruz. Ülkemizin kalkınmasında çok önemli bir rolü olduğuna inandığımız için canı gönülden destekliyoruz.

Değerli Katılımcılar,

Konfederasyonumuzun, son birkaç senedir, TÜSİAD ile birlikte Kalkınma Ajansları bölgeleri ile uyumlu olarak örgütlenme projesini ortaya koymuş olmasını da ayrıca önemsemekteyiz. TÜRKONFED'in derinleşmesi ve genişlemesi projesi bence çok önemli bir projeydi. Bugün geldiği nokta itibariyle de emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Kalkınma ajansları bölgeleri ile uyumlu olarak örgütlenen bir iş dünyası, buna uygun federasyonlarını oluşturarak, idari kapasite açısından da bu federasyonların kalkınma ajansları birlikte çalışabilecek seviyeye gelmesi, bence bu federasyonların, kalkınma ajanslarının ve Türkiye'nin bölgesel kalkınma projesinin etkinliğini temin edecek önemli bir girişimdir.

Bu kapsamda, Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceli’yi kapsayan TRB1 bölgesinde kurulan Fırat Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu-FIRATSİFED'e TÜSİAD olarak üye olduk. Yeni kurulan FIRATSİFED'e başarılar diliyorum. üyesi olmaktan da büyük memnuniyet ve onur duyuyorum. Bölgedeki bütün SİAD’ları, bütün kadın girişimci derneklerini, genç iş insanları derneklerini, sektörel dernekleri FIRATSİFED'e üye olmaya ve bölgenin kalkınma politika ve stratejilerine katılım sağlamaya davet ediyorum. Biz TÜSİAD olarak elimizden gelen katkıyı vermeye çalışıyoruz, bölgenin duyarlılığı bizi de mutlu edecek.

Özellikle, 2,5 yıldır AB’yle donmuş olan müzakere sürecinin ilk olarak bölgesel politikalar başlığıyla açılacak olması TÜRKONFED’in önemini bir kez daha bizlere hatırlatmakta ve aslında bu önemi de artırmaktadır. Bu da bize bir sorumluluk getirmektedir.

Kamu bu bölgesel kalkınma projesinin altyapısını oluşturmakta önemli bir başarı sağladı. Sayın Bakanımızın liderliğinde, Kalkınma Bakanlığı'nın önderliğinde Kalkınma Ajansları Türkiye genelinde örgütlenmelerini tamamladılar. hem de idari kapasiteleri yüksek bir şekilde, fiziki imkanları gayet müsait şekilde tamamladılar. Bunu bir şans olarak görüyorum. Aynı zamanda onlarla birlikte çalışacak iyi örgütlenmiş, iyi hazırlanmış bir iş dünyasının da bu sürecin etkin çalışması için önemli bir sorumluluğu olduğunu unutmamamız gerekli.
Her federasyon, kendi bölgesinin kalkınma vizyonuna azami katkıyı sağlamak, bunun için projeler geliştirmek ve kendi Ajansları ile yakın işbirliği içinde olmak zorundadır. Burada, henüz birkaç ay önce kurulan, FIRATSİFED’in de, TRB1 bölgesi kalkınma vizyonuna azami katkıyı sağlayacağına inandığımı belirtmek isterim.

TRB1 Bölge Planına baktığımızda; bölgenin vizyonu “Girişimci ve yenilikçi yaklaşımlarla, kaynaklarını etkin ve çevreye duyarlı biçimde kullanan; istihdam imkânlarını geliştiren; eğitim, turizm, tarım gibi öncelikli sektörlerde ve sosyal yaşam alanlarında tercih edilen bir bölge olmak” olarak belirlenmiştir. Bu vizyona ulaşmak için sosyal gelişim, tarım ve gıda, sanayi ve hizmet, teknik altyapı, kırsal kalkınma ve çevre eksenli 6 stratejik amaç ortaya konulmuştur.

İşte FIRATSİFED’in ve diğer bölgesel federasyonların temel varlık sebebi de, bu vizyon ve stratejilerin hayata geçmesi yönünde gerekli katkıyı sağlamak, projeler üretmek ve gerektiğinde bu vizyon ve stratejilerin yenilenmesi için de görüş paylaşmaktır. Bölgelerde oluşturulan vizyon ve tespit edilen sorunların da, aynı zamanda Konfederasyon’a aktarılması ve böylece ulusal düzeyde politikaların oluşabilmesi için de yerelden gerekli katkıyı sağlamak düşünülmelidir.

Bölgesel federasyonlarımızın, özellikle bölgelerin sektörel öncelikleri konularında Sektörel Dernekler Federasyonumuz SEDEFED ile işbirliği de büyük önem taşımaktadır. SEDEFED, özellikle rekabet gücü alanında önemli bir birikim sahibidir. Bölgelere bu birikimi aktararak bölgesel rekabet gücü açısından da önemli kazanımlar sağlanmasına yol gösterecek, projelere destek olabilecek, modellerin oluşmasına katkı sağlayabilecek önemli bir örgüttür. SEDEFED'in rolünün TÜRKONFED projesi içindeki önemine bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Federasyonların gündeminde olması gerektiğine inandığımız diğer bir öncelik ise; hem iktisadi kalkınma sürecimiz hem de demokratikleşme süreci açısından önemli bir referans noktası olan, Türkiye'nin AB üyelik sürecidir. Nitekim geçmişte AB süreci, insan hakları, temel hak ve özgürlükler gibi başlıklarda hızlı ilerlemenin sağlanmasında önemli bir işlev görürken, aynı şekilde, mikro reform alanında da önemli bir yol haritası niteliğindeydi.  

AB ile ilgili gündemimizde olan bir diğer önemli gelişme ise; önümüzdeki aylarda müzakereleri başlayacak olan ve dünya ekonomisinin yarısını oluşturan ABD-AB arasında planlanan serbest ticaret anlaşması sürecidir. Yeni adıyla Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO), küreselleşme sürecinin bütün hızıyla devam ettiğinin en önemli göstergesidir. Bu büyük oluşumu gözden kaçırmamak mecburiyetindeyiz. Ankara'dan en küçük ilçeye kadar, dünya ile entegre olmak için, globalleşme sürecinin bu büyük projesinin hepimiz farkında olmalıyız. Eğer bu proje neticeye ulaşabilirse, unutmayalım ki dünya katma değerinin yarısını yaratan bir ekonomik büyüklük oluşturacaktır. Sadece bununla kalmayacak, dünyada ticaretin, dünyada sanayinin hizmetlerin standartlarını da yeniden belirleyecektir, ticaretin kanallarını da yeniden oluşturacaktır. İş dünyası olarak bu konuda talepkar olmamız, Türkiye'nin bu sürecin dışında kalmasına müsade etmemiz gerekmektedir.

Değerli Katılımcılar,

Bölgesel kalkınmışlık farkları Türkiye’nin yapısal sorunlarının önde gelenlerinden biridir. Burada, sebepleri doğru belirlemek ve ona göre doğru politikaları oluşturmak ve bu politikaların gereklerini hızla hayata geçirmek çok önemli. Elbette, kalkınma bir günde olmuyor ancak başta kamu olmak üzere, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları hatta vatandaşlar düzeyinde herkes üzerine düşen sorumluluğu vakit kaybetmeden ve ertelemeden yerine getirmelidir. Bu anlamda, durum tespiti açısından, TÜRKONFED’in Orta Gelir Tuzağı Raporunu çok önemli buluyorum. Çözüm önerilerini ele alacak ikinci cildin de, önemli katkı sağlayacağına inanıyorum.

İçinde bulunduğumuz TRB1 bölgesini de kapsayan 8 bölgenin, değil Orta Gelir Tuzağı, Düşük Gelir Tuzağı ile karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Diğer yapısal etmenlerle birlikte, bölgede güvenlik sorununun burada önemli etkisi olduğunu, uzun yıllardır süren şiddet ve terör ortamının bölge kalkınma hızını nasıl aşağıya çektiğini en yakından yaşayan sizler hepimizden daha iyi biliyorsunuz. Şiddet ve terör ortamının bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde ülke gündeminden çıkabilmesi için kalkınma ve demokrasi başlıklarında çaba sarf etmek tüm toplum kesimlerinin ve kurumlarının ortak sorumluluğudur. Özellikle son haftalarda yaşadığımız sürecin de temel hak ve özgürlükler alanında demokrasimiz adına bir kazanıma dönüştürülmesi, demokratik standartların esasını oluşturacak olan sivil ve bireyi merkeze alan bir anayasa çalışması yapabilmeyi de mümkün kılmakta, bu konuda umudumuzun devam etmesine imkan vermekte ve bu umudu güçlendirmektedir.

Toplumsal uzlaşma, barış ve huzuru temin edecek; insan hakları evrensel ilkelerinin, düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerinin, laik hukuk devletinin, katılımcı demokrasi anlayışının, yargı bağımsızlığının ve kuvvetler ayrılığının güvence altına alındığı, temsilde adaletin tesis edildiği, rekabetçi piyasa ekonomisinin ve sürdürülebilir çevre dengesinin benimsendiği bir anayasanın ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasının sürdürülebilirliği için de en temel gereklilik, vazgeçilmez bir şart olduğuna inanıyoruz.

Bununla birlikte, çözüm sürecinin bölgede yaratacağı normalleşme, öncelikle hizmetler sektörü olmak üzere, süratle tüm sektörlerde bir hareketlilik yaratacak, kamu kaynaklarının çok daha verimli kullanımı mümkün olacaktır. Belki de bu süreç, bölgesel kalkınmışlık farklarının giderilmesi yanında, küresel kriz ile mücadelede Türkiye ekonomisine önemli bir destek sağlayabilecektir. Nitekim bazı ön çalışmalar göstermektedir ki, bölge ekonomisinin yeniden sağlıklı bir büyüme dönemine girmesiyle orta-uzun dönemde Türkiye ekonomisinin potansiyel büyümesi 1 puan artabilecektir.

Bu bilinçle ve bu sorumluluktan hareketle TÜSİAD olarak, TÜRKONFED ile birlikte, çözüm sürecinin iktisadi ayağının güçlendirilmesi ve sahiplenilmesi amacıyla terör ortamından her bakımdan ağır zarar görmüş bölgeyi temsilen Cizre'de bir iş dünyası zirvesi gerçekleştirmeyi planlamaktayız. Zirvede, çözüm sürecinin ekonomi üzerinde beklenen etkileri ele alacağız. Bölgenin iktisadi olarak süratle kalkınması yönünde atılabilecek adımları o bölgenin iş dünyası temsilcileriyle birlikte değerlendireceğiz ve bölgede bir yatırım hamlesine başlangıç olabilecek projelerimizi açıklayacağız.

Sözlerime son vermeden önce bir haftayı aşkın süredir devam eden Gezi Parkı protestolarına ilişkin değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Çünkü bu süreci iyi anlamanın demokratikleşme yolunda önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyorum. Çoğulculuk ve katılımcılığın hâkim kılınmaması durumunda bireylerin onurlarının zedelendiğini hissettiklerini görüyoruz. Her ne kadar eksikliklerini tespit ediyor olsak da, önemli bir demokrasi kültürünün ülkemizde yerleşmiş olduğunu da görmekten sanırım hepimiz memnunuz. Bu talebi belirgin bir şekilde ortaya koyan gençleri de takdir etmek gerekir diye düşünüyorum. Onların demokrasi refleksi Türkiye'nin geleceğinin de güvencesidir.

Kaygılara neden olan eksikliklerin yanı sıra siyasetin üslubunu da daha yumuşak bir üsluba geçirmekte yarar var. Güven, uzlaşma ve barışı tesis edecek bir üslubu kurmalıyız, hakim kılmalıyız. Çatışmacı üslup güveni zedelemektedir. Türkiye’nin sorunlarını çözmek için de güven ortamına ihtiyacımız var.

Türkiye ekonomide çok önemli gelişmeler sağladı. Global ekonomik krizde gelişen bütün olaylar, bizim global ekonomik krizi yaşayan diğer ülkelerden ayrışmamız, bence Türkiye'nin önünde çok önemli bir fırsat oldu. Ve Türkiye'nin itibarının artmasına, Türkiye'nin gıpta edilen bir ülke haline gelmesine çok önemli yarar sağladı. Bunu hepimiz gördük, gururunu da yaşadık. Kredi notumuz arttı. Yabancı yatırımcıların ilgisi arttı, faizler düştü. Bu nasıl oldu? Ekonomide sağladığımız gelişme bir itibar oluştu, bu itibarla bunlar oldu. İktisadi hayat itibarla yürüyor, itibarla gelişiyor. Ekonomide bunu yaptık ve önemli bir kazanım sağladık. Niye demokraside de aynısını yapmayalım? Niye Türkiye'nin demokrasi alanında da itibarını artıracak önlemleri almıyoruz? Umut ediyorum ki bu Gezi olayı Türkiye'nin demokrasi alanında da itibarını artırma fırsatı olarak değerlendirilir.

Bu eylemler aynı zamanda demokratik standartların yükseltilmesi yönündeki aciliyeti de ortaya koymaktadır. Şimdi yapılması gereken bu temel hak ve hürriyet talebini bir kazanıma dönüştürmektir. Önümüzde devlet – birey ilişkilerini bireyin özgürlükleri lehine geliştirmesi beklenen yeni ve sivil bir anayasa süreci bulunmaktadır. Çoğulculuk ve katılımcılık yönündeki bu beklentilerin yeni anayasa ile karşılanması mümkündür.

Sözlerime son verirken, ihtiyacımız olanın, ön yargılarımızı bir tarafa bırakıp daha fazla konuşmak olduğunun altını çizmek istiyorum. 30 yılı aşkın süredir yaşadığımız terörü silahla sonlandıramadık. Konuşarak sonlandırıyoruz. Demokrasi meselesini mi çözemeyeceğiz, niye konuşmuyoruz? Konuşalım. Daha yumuşak bir üslupla konuşalım. Birbirimizi anlayalım. Birbirimizi dinleyelim. Türkiye'nin bütün sorunlarını çözebiliriz. Türkiye'nin ihtiyacı olan, bütün sorunlarını çözecek güven ortamını ancak böyle sağlayabiliriz diye düşünüyorum.
 

 

Verdiğimiz hizmetleri geliştirmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgiye bu linklerden ulaşabilirsiniz: