TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı Açılış Konuşması

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı Açılış Konuşması

Sayın Meclis Başkanım, TÜSİAD’ın Değerli Üyeleri, Değerli Medya Mensupları,

Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. TBMM Başkanımız Sayın Cemil Çiçek’e toplantımıza katılarak bizi onurlandırdığı için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Yeni sivil anayasa ve siyasette uzlaşma kültürünün hayata geçmesi için sarf ettiği gayretleri burada tekrar takdirle anıyoruz.

Yaz günlerini geride bırakırken, Türkiye birçok bakımdan kendisini sıcak bir gündemin içinde buldu. Bildiğiniz gibi toplumumuzun en rahatsız olduğu konu terör ve şiddet olaylarının artmasıdır. Son aylarda onlarca güvenlik görevlisi ve sivil vatandaş hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına, ailelerine başsağlığı diliyor, acılarını paylaşıyoruz. Tabi dileğimiz, bu acıların bir an evvel son bulması ve bir yandan terörle en etkin bir şekilde mücadele devam ederken, diğer yandan toplumsal huzurun sağlanması yönünde somut adımların atılmasıdır.

Güney ve Güneydoğu’da sınırlarımızın ötesinde istikrarsızlıklar, kışkırtma, şiddet, çatışma halleri, bunların sınırlarımızın içerisine uzanan tartışmaları, yaşanan terör olayları, Kürt sorununun iç dinamiklerini olumsuz etkilemekte,  zor olan çözüm yolları daha da zorlaşmaktadır. Bölge şartlarının ve siyasi konjonktürün etkisiyle, Türkiye’nin dış politikası bu sorunla çok daha yakın bir etkileşim içine girmiş bulunuyor.

Biz TÜSİAD olarak çözümün hala demokratikleşme ekseni üzerinde olduğunu düşünüyoruz. Bu konudaki somut adımların yeni anayasada ortaya çıkması gerektiğine inanıyoruz.  Temel insan haklarının ve Avrupa standartlarında kültürel hakların, Anayasa ile güvence altına alınması, bunun ötesine geçen siyasi taleplerin ise, meşru siyasi arenada, siyaset kuralları içerisinde tartışılmasına olanak sağlayacak en geniş ifade özgürlüğünün temin edilmesi, yıllardır yaşadığımız bu sorunun çözümü için gereken asgari bir zemin oluşacaktır.

Tabi ülkemizin, dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında hak ettiği yeri bulabilmesi için evrensel insan hakları temeli üzerine inşa edilmiş bir demokratik hukuk devleti olma özlemi içerisindeyiz. Her toplantıda dile getiriyoruz. AB’nin demokrasi standartları bizim anayasamız için hala referans olmaya devam ediyor. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin kuvvetler ayrılığı prensibine göre düzenlendiği bir anayasada ve herkesin özgürce ve baskı hissetmeden yaşadığı şeffaf bir demokrasinin gerektirdiği yasalar zincirine kavuşmamız lazım. İşte bu değişimlerle biz aslında Kürt sorununun da tartışmalarının ve çözüm arayışının daha net bir çerçeve içinde cereyan edeceğini düşünüyoruz. Yani düşüncenin suç olmadığı, terörle mücadelenin daha etkili olduğu fakat terör eylemlerinin de böyle açık ve yalın olarak ortaya çıktığı bir ortamda bu mücadelenin daha etkili olacağını düşünüyoruz. Bu arada tabi teröre destek veren dış odakların, insan haklarına aykırı eylemleri nasıl desteklediklerinin dünya kamuoyunda da açıkça görülmesinin sağlanacağına inanıyoruz.

Sayın Meclis Başkanım,

İşte bizim gönlümüzden destek verdiğimiz böyle bir anayasa projesi. TÜSİAD, 40 yılı aşkın geçmişinde toplumda olumlu beklentiler yaratan kurumsal kimliği ve birikimiyle, böyle bir anayasanın yapımı sürecinde sizin ve TBMM’nin yanında olacaktır.

Değerli Üyeler,

Ekonomiye geçmeden önce, dış politikamıza da biraz değinmek istiyorum. Ortadoğu’da uç veren gelişmelere bakarak bir yılı aşkın bir süredir artan bir risk ortamından bahsediyorduk. Bu risk ortamı geldi ve Suriye merkezli bir sorun olarak gündeme yerleşti. Suriye’deki şiddet ve katliamların yönlendirdiği tepkiler, Irak ve İran yönetimleriyle zaman zaman ortaya çıkan gerilimler, dış politika söylemlerimizi zorlayan boyutlara geldi. İsrail’in İran konusundaki politikası da gerilimi arttırıyor.

Bu ortamda bize göre Türkiye’nin, en akıllı ve en erdemli dış politika duruşunun, Suriye’de artan bir iç savaşın veya bölgede çıkabilecek bir mezhep çatışmasının tamamen dışında kalabilmek olduğuna düşünüyoruz.

BM, ABD ve AB Suriye konusunda Türkiye’nin aktif politikasını yalnız bırakmış durumdalar. Rusya ve Çin BM’in herhangi bir müdahalesine ve ticari ve mali müeyyidelere dahi karşı çıkıyor. ABD, Başkanlık seçimlerinden önce Suriye’yi gündemine pek almak niyetinde değil. AB’inde ise Fransa dışında konuya ilgili kimse konuşmak dahi istemiyor. En acısı, Türkiye’ye iltica eden ve kamplarda son derece zor şartlarda yaşayan 90.000’e yakın Suriye vatandaşına, uluslararası camiadan, BM dahil, kimsenin yardım elini uzattığı yok. Suriye konusunda Türkiye’nin uzunca bir süre daha yalnız bırakılacağı izlenimini ediniyoruz.

Değerli Üyeler,

Dış politikada attığımız adımların ve bölgesel bir güç olma gayretlerinin, zaman zaman Türkiye’ye ekonomik kayıplar yaşattığı da bir gerçek. Bugün bu gerçekle Güneydoğu bölgesinde karşı karşıyayız. Bölgenin ekonomik hayatı son derecede olumsuz etkilenmiş vaziyette. Buna mukabil Türkiye’nin insani yardımlara devam edeceği bir gerçek. Bundan Türkiye hiçbir zaman kaçmayacaktır. Artı bu sınır güvenliği ve genişleyen terör odakları konusunda da son derece hassas olacağı bir hazırlık içindedir. Bu ortamda hem Suriye’de çatışmaların tırmanacağı, komşularla da olumlu bir gelişme olmayacağını düşünürsek,  bölgemizdeki ekonomik hayatın olumsuzlukların artarak süreceği bir noktaya gideceğini söylemek pek yanlış olmaz.   

Değerli Üyeler,

Tabi hiç kuşkusuz, ekonomimizin geleceği ile ilgili konuşurken, küresel ekonomik gelişmeleri de gözardı edemeyiz, onları da izlemek zorundayız.  Nispeten sakin geçen bir yaz döneminden sonra Eylül’le birlikte biliyorsunuz uluslararası piyasalar yeniden gündeme ilk sırada oturdu. Geçtiğimiz günlerde, ABD ve AB merkez bankalarının açıklamaları piyasaları sakinleştirdi. Avrupa Merkez Bankası, öngörülen istikrar programına uymaları halinde, borç yükü altında ezilen ülkelerin üç yıla kadar vadeli tahvillerini alacağını söyledi.

AMB başkanının “Euro’yu kurtarmak için ne gerekiyorsa yapılacak” sözünü yerine getirmek için atılan bu adım gerçekten de Euro’nun değer kazanmasına, borsaların yükselmesine ve faizlerin hızla düşmesine yol açtı. Ancak bu adımın Euro bölgesindeki ekonomik sorunlara kalıcı bir çözüm olmadığına da dikkatinizi çekiyorum. Zaman kazanılıyor, likidite problemleri hallediliyor, fakat temel sorun hala orada. Euro şimdilik kurtarılmış bile olsa, kamu ve özel sektörde birikmiş AB borç seviyesi AB’nin uzun bir süre daha büyümesini engelleyecek.

ABD’de ise beklenen ekonomik büyüme sağlanamıyor, ABD Merkez Bankası daha dün akşam parasal genişleme desteklerine girişeceğini ifade etti. Ayda 40 Milyar $’a yakın devlet bonosu veya morgage poliçelerini ihtiva eden bonolar alacağını beyan etti. Nobel ödüllü, Keynes ekolünden, meşhur iktisatçı Paul Krugman diyor ki devlet harcamaları daha kapsamlı artmadıkça, ABD ekonomisi büyüme rayına sokulamayacaktır. Yani Ekonomide istihdam ve talep arttırıcı politikaların öne çıkması lazım diyor. Hatta bir iddiası da şu: ABD 1929’da başlayan krizden ancak 2. Dünya Harbi’ne hazırlanmak için gereken yüksek harcamalarla çıkmıştır, diyor.

Özetle, Batı dünyası ekonomik krizden bütünüyle çıkarak, anlamlı bir büyümeye daha 2-3 yıl yönelemeyecek. Hatta şunu söylemek lazım 2013 2012’den daha bir zayıf görünüm gösteriyor. Çünkü gelişmekte olan ülkelerde de durum çok farklı değil. Dünyanın büyüme şampiyonları olan Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi ülkelerde büyüme hızla yavaşlıyor.

Türkiye’ye gelince, son 9 aydır beklenen gelişmeler ve yumuşak iniş gerçekleşmiş vaziyette. Geçen gün açıklanan büyüme rakamları zaten bunu ifade ediyor. 2011’in ilk altı ayında % 11 büyüyen Türkiye 2012’de % 3.1 büyüdü. Ama rakamların içine bakarsak gördüğümüz tablo şu: İç tüketim ve özel sektör yatırımları azalıyor. Büyüme sadece dış talep artışından yani ihracattan geliyor. Tabi bu sevindirici bir şey. Yani Türkiye’nin rekabet gücünün arttığının bir işareti. Yalnız bu trend burada da aşağıya doğru gidiyor. Çünkü dünyadaki ekonomik büyüme uzunca bir süre zayıf kalacaksa bizim sadece dış talebe dayanarak tatminkâr bir büyüme hızı yakalamamız da zor olacak.

Zaten, Başbakan Yardımcımız bu sene %4’lük büyüme tahmininin gerisinde kalabileceğimiz uyarısını yapıyor. Şimdiye kadar biliyorsunuz işsizlik düşüyordu, cari işlemler açığı kapanıyordu ve bütçe açığı daralıyordu. Bundan sonra bu konuda olumlu haberler beklememiz lazım. Zaten,

-    Ekonomi Bakanımız toplam ihracat artmış olsa bile AB’ye olan ihracatın düştüğünü,
-    Maliye Bakanımız bütçe dengelerinin olumsuz yöne saptığını ve yeni zamlara ihtiyaç olduğunu,  
-    Merkez Bankası iç talebin, ithalatın ve cari açığın düştüğünü,
-    İSO Başkanımız da Sanayi sektörlerinde yaratılan katma değerin düşmekte olduğunu,

söylüyor. Bu yıl turizm gelirlerinde de düşüş bekleniyor. Türkiye’nin daha önce tasvir ettiğimiz dış politika ortamı da bölgede olan ihracat potansiyelini yaralamış durumda.
Bu ekonomik gelişmelerin büyük bir kısmı, dünyadaki olumsuz konjoktürle ilgili. Türk sanayii canla başla ihracatını daha yaygın bir şekilde yeni pazarlara taşımaya devam ediyor. Bu yarışta siz girişimcilerin rolü son derecede önemli… Dünya Ekonomik Forumu bu sene yaptığı rekabet gücü araştırmasında Türkiye’yi 16 basamak yükselerek 43. sıraya yerleştirdi. Yani 144 ülke arasında en hızlı iyileşme gösteren ikinci ülke. Bu sevindirici.

Yalnız biraz daha detaya iniyorsunuz, bakıyorsunuz rekabet gücü ölçümlerinde en geride kaldığımız husus eğitim eksikliği. Yani eğitilmiş insan gücümüzün eksikliği. Bu nedenle ilköğretimden başlayarak, yükseköğretim ve mesleki eğitimi de kapsayacak biçimde eğitim seviyesini yükseltmek, işgücü niteliğini arttırmak durumundayız.

Hiç şüphesiz makroekonomik istikrarın korunmasına da özen göstermek gerekiyor. Düşen büyüme nedeniyle kamu gelirleri azalacağı bu dönemde kamu harcamalarına dikkat edilmesi ve cari açığın kalıcı bir şekilde düşmesi için yapısal tedbirler alınmasına devam etmemiz gerekiyor. Etmemiz diyorum çünkü burada bizim de sorumluluğumuz ve görevimiz var.

Değerli Üyeler,

Ülkemizin kalkınmasında özel sektörün lokomotif rolünü devam ettiren sizlerin, büyüme reflekslerinizi kaybetmeden, bu sıcak dış ve iç politika ortamında 2013’e tedbirli olarak hazırlanmanızı tavsiye etmek durumundayım.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum efendim.

 

Verdiğimiz hizmetleri geliştirmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgiye bu linklerden ulaşabilirsiniz: