TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner'in “21. Yüzyıl Becerilerinin Eğitim Yoluyla Kazandırılması: Eğitimde İçerik ve Yöntem” Konferansı Açılış Konuşması

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner'in “21. Yüzyıl Becerilerinin Eğitim Yoluyla Kazandırılması: Eğitimde İçerik ve Yöntem” Konferansı Açılış Konuşması

Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

TÜSİAD Yönetim Kurulu olarak bu yılki çalışma programımızı hazırlarken, “eğitimin niteliği” konusunu önceliklerimizden biri olarak belirlemiştik. Türkiye’nin önüne koyduğu büyüme ve kalkınma vizyonuna paralel olarak eğitimin niteliği, kapsamı ve eğitimcinin eğitimini içeren bir reform süreci gerektiğine inandığımız için bunu çalışma programımıza aldık.

Böylesine önemli ve geleceğimiz açısından hayati bir konuda toplumsal katılım, katkı ve tartışmaya ihtiyaç olduğuna inanarak, “21. Yüzyıl Becerileri ve Eğitimin Niteliği” başlıklı bir toplantı dizisi başlattık.

21. yüzyılın ekonomik yapısı kurulurken tüm ülkeler eğitim seferberliği içine girme gereği duyuyor. Düşünme, akıl yürütme, bellek ve kavrama sistemlerindeki değişimlere işaret eden bilişsel becerilerdeki gelişme ile ülkelerin uzun dönem ekonomik büyümeleri arasında bağ kuran araştırmalar yapılıyor. Bu araştırmaların altında yatan fikir; bilişsel becerileri yüksek olan insan kaynağına sahip bir toplumun daha yenilikçi olduğu, yenilikçiliğin de üretkenlik ve sürdürülebilir kalkınmanın, sürdürülebilir büyümenin yolunu açtığıdır. Nitekim TÜSİAD tarafından geçen yıl yayınlanan “Türkiye’de büyümenin kısıtları” raporunun bulguları, yüksek büyüme patikasında olabilmemiz için eğitim düzeyi ve kalitesinde ve düşünme, analiz etme ve kavrama gibi becerilerde kayda değer bir iyileşme sağlamak gerektiğini gösteriyor.

Üç yılda bir, en son 2009’da yapılan PISA testi sonuçlarına göre ülkemizin OECD ülkeleri arasında sonlarda yer alması ciddi bir uyarı. Okuma becerileri, matematik ve fen okuryazarlığını ölçen PISA testi, birçok ülkede 15-yaş gençlerin zorunlu eğitim süresince asgari bir beceri seviyesine dahi ulaşamadığını gösteriyor.

Demografik öngörüler, eğitimde bugüne kadar yapılabilenleri geliştirmek, hatta atılım yapmak için bize çok değerli bir fırsat sunuyor. Zira 2010-2050 döneminde okul çağı nüfusunun azalması, eğitim sistemi üzerindeki demografik baskıyı hafifletecek. Bu avantajlı dönem, kaliteli eğitime erişimin yaygınlaşması, eğitim sisteminin modernizasyonu, eğitimin niteliğini geliştirme ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönünde kullanılabilir. Aksi takdirde, bugün atılmayan adımlar uzun dönemde topluma daha yüksek maliyet olarak geri dönecektir.

Bizim ülke olarak en önemli büyüme gücümüz, insan kaynağımız. 2041 yılında çalışma çağındaki nüfusumuzun 65 milyona ulaşması bekleniyor. Bu, çok büyük bir demografik fırsat. Bu fırsatı değerlendirebilmek, ancak insanımıza nitelikli bir eğitim vermekle, geleceğin daha da çeşitlenecek alanlarına uyum sağlayacak becerileri kazandırmakla mümkün olacak. Becerilere yapılacak yatırım, bir yandan bireyin kişisel gelişimini, daha iyi işlere ulaşmasını ve daha iyi bir yaşam sürmesini sağlarken, ülkemizi de küresel rekabet ortamında bir adım öne çıkaracak. Yani 21. yüzyıl becerilerine sahip olmak, “orta halli ekonomi” ve “orta halli demokrasi” tuzağını aşmamız için şart. Hükümetler, bilim insanları ve iş dünyası okul öncesinden başlayarak hayat boyu öğrenmeyi ve beceri gelişimini teşvik etmek, becerilerin işgücü piyasasında uygun işlerle eşleşmesini sağlamak gibi önemli ve zorlu görevleri başarmak durumunda.

Bir şeyin altını çizmemiz gerekiyor. Ülkemiz yıllarca eğitime erişim ve nicelik problemleriyle uğraştı; önemli ilerlemeler kaydetmekle beraber halen eksiklerimiz var. Eğitimde geçirilen süreyi artırmamız gerekiyor, ancak bunun yanında, fark yaratan esas unsurun “öğrenme” olduğunu unutmamalı. Türkiye bir yandan ortalama eğitim süresini yükseltmeye çalışırken, diğer yandan küresel ölçekte fark yaratabilmek için eğitiminin niteliğini ve öğrenme başarısını geliştirmek zorunda.

Öğrenme ve öğretme süreçlerimizi, insanımızın potansiyelini açığa çıkaracak şekilde yapılandırmalıyız. Çocuklarımızın doğasında olan merakı, hayalgücünü, soru sorma ve sorgulama isteğini köreltmeden, yaratıcı, eleştirel düşünen, araştıran, analitik, iletişim ve yabancı dil becerileri yüksek bireyler yetiştirebilmeliyiz. İyi birer dünya vatandaşı olmak için gereken çevre, cinsiyet eşitliği, insan hakları, çok kültürlülük gibi konulardaki bilinci erken yaşlardan itibaren kazandırarak demokrasi kültürümüzü kökleştirmeliyiz.

İçerik olarak eğitimin niteliğinin geliştirilmesini tartışırken, beceri ve yetkinliklerin öğrencilere kazandırılmasında en önemli rolü üstlenen eğiticilere ve öğretim yöntemlerine de eğilmek gerekiyor. Yeni öğretim modellerinde öğretmenlerin bilgi aktarmanın ötesinde, yol gösteren, öğrenmeyi öğreten rolleri ön planda. Bunun yanında teknolojinin, eğitimde niteliği artırma yönünde bir araç olarak kullanılması bilgi toplumuna ulaşmamızı hızlandıracak. Pilot olarak başlatılan FATİH Projesi’nin yurt çapındaki başarısı, zengin teknoloji ile zengin içerik buluşabildiği ve öğrenciler kadar öğretmenler ve aileler de teknolojik dönüşümün etkili birer paydaşı olabildiği oranda artacak.

Sayın Konuklar,

Bugünkü konferansımızda, değerli konuşmacılar 21. Yüzyıl becerilerinin eğitim yoluyla nasıl kazandırılacağını, eğitimin içeriği ve yönteminde ne gibi yenilikçi yaklaşımlar sergilemek gerektiğini bizlerle paylaşacaklar.

Sözlerime son verirken, konferansımıza katılan konuşmacılara ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.

 

Verdiğimiz hizmetleri geliştirmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgiye bu linklerden ulaşabilirsiniz: