TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner'in "Türkiye Sanayisine Sektörel Bakış: Demir-Çelik Sanayii" Toplantısı Açılış Konuşması

2008 yılında imalat sanayii sektörlerimizin, küresel rekabet gücünü geliştirme stratejilerine rehberlik etmek amacıyla “Türkiye Sanayisine Sektörel Bakış” raporunu kamuoyu ile paylaşmıştık. Bu raporumuzu hazırlamaktaki ana gayelerimizden biri, oluşturulmakta olan Sanayi Stratejisine de iş dünyası olarak katkı sağlayabilmekti. Söz konusu raporumuzdan hareketle Turkiye’nin rekabet gücünün artırılması hedefi çerçevesinde SEDEFED ile birlikte, ülkemiz için önem taşıyan belirli sektörlerin özel olarak ele alındığı bir seminer dizisi düzenlemekteyiz. İşte bu seminer dizimizin beşincisi olan “Türkiye Sanayisine Sektörel Bakış: Demir-Çelik Sanayii” konferansımıza desteklerinden dolayı “Demir Çelik Üreticileri Derneği”ne, ev sahipliği yapan “İskenderun Ticaret ve Sanayi Odası’na” ve “İSSİAD’a” katkılarından dolayı teşekkür etmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz dönemde; küresel finansal kriz ile birlikte ABD, Fransa, Almanya ve Japonya gibi ülkelerde bir Sanayi Stratejisi tartışması ortaya çıktı. Makroekonomik dengelerdeki istikrarın korunabilmesi için mikro reform odaklı sanayi politikalarının önemi daha iyi anlaşıldı. Küresel krizde de gördük ki, sağlam, verimli ve rekabetçiliğe dayanan sanayi yapıları olan ülkelerin krizden çıkışları daha kolay olabiliyor. TÜSİAD olarak Turkiye’nin sanayi politikasının sektörlerimizin rekabet avantajını artıracak yatay eylemleri içeren, bütünlükçü bir niteliğe sahip olması gerektiğini düşünüyoruz ve görüşlerimizi bu ana prensibi temel alarak hazırlıyoruz.

Bu doğrultuda, “Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi”nin de sanayinin bu ihtiyacı doğrultusunda hazırlanmış olmasından dolayı memnuniyet duyuyoruz. Katılımcı ve bütünlükçü bir yaklaşımla hazırlanan bu belge ilk defa takvimlendirilmiş bir şekilde Eylem Planlarını da barındırmaktadır. Belgenin koordinasyon sorumluluğunda olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın önderliğinde izleme ve değerlendirme komitelerine katılıyor ve belgenin sahiplenilmesi konusundaki gayretlerine katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Hem Sanayi Stratejisi, hem de sektörel strateji belgelerinde yer verilen eylem planlarının gerçekleşmesi ülkemizde yatırım ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi ve Türkiye sanayisinin rekabet gücünün artırılması yönünde çok önemli adımlardır. Geçmiş dönemlerdeki net katkısı belirsiz, teşvik ağırlıklı sanayi politikalarından uzaklaşan ve daha objektif ve ölçülebilir kıstaslara dayanan bu belgeleri iş dünyası adına desteklemekteyiz. Ana hedeflerimizden biri de kamu-özel sektör olarak ortak taahhüt kabul ettiğimiz bu belgelerdeki yaklaşımı sürdürebilmek ve yatırım ortamımızı iyileştirmek adına son derece kritik olan bu uygulamaların hayata geçmesidir.

Sanayi Strateji Belgemizin hazırlandığı 2011-2014 dönemi sona ermeden benzer bir bakış açısıyla 2014 sonrası için eylem planlarının yenilenmesi gerekiyor. Periyodik güncellemelerin sanayimizin dinamik yapısını canlı tutarak küreselleşme sürecinde rekabetçiliğini artıracağına inanıyoruz.


Değerli Konuklar,

Seminerimizde ele aldığımız demir çelik sanayii son 10 yılda yakaladığı tempolu büyüme performansı ile imalat sanayimiz açısından önemli bir noktaya ulaştı. Sektör gerek artan üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeli, gerekse birçok sektöre ara girdi sağlaması ile imalat sanayinin genel performansı için stratejik bir önem taşır hale geldi. Demir çelik sektörü hali hazırda imalat sanayiinin yaklaşık % 8’ini oluşturuyor.

Türkiye, son 10 yıl içerisinde demir çelikte Çin’den sonra üretimini en fazla artıran ülke konumunu elde etmiştir. Aynı dönem içerisinde sektörde özellikle işgücü verimliliğinin gösterdiği büyük artışa bağlı olarak, istihdamdaki %30’luk artışa karşın, üretim % 140 oranında artmıştır.

Türkiye için gittikçe daha fazla önem kazanan demir çelik sektörü maalesef bir taraftan da artan oranda ithalata bağımlı bir sektör haline gelmiştir. Sektör, uzun ürünlerde Türkiye’nin tüketiminin iki katından daha fazla üretim yaparken, katma değeri yüksek olan yassı ve vasıflı çelik ürünlerinde ise net ithalatçı konumundadır. Sonuç itibarıyla, sektör üretimini ağırlıklı olarak ithal girdi kullanarak gerçekleştirmektedir.

Demir çelik sektörü hâlihazırda enerji yoğun bir sektördür. Sektörün ana girdileri olan hurda ve demir cevherinde % 70’lere varan oranlarda ithalata bağımlı olması cari açığa da olumsuz etki yapmaktadır. Sektör bu çerçevede Girdi Tedarik Stratejisi (GİTES) içerisinde de ayrıca incelenmiştir. Bu koşullar altında, sektörün daha rekabetçi bir yapıya kavuşması için alınması gereken tedbirler daha detaylı ve gerçekçi bir şekilde ele alınmalıdır.

Ülkemizde çok yüksek yatırım oranları gerektiren ve pek çok sanayimize ara girdi sağlayan vasıflı çeliğin yatırımının artırılmasına yönelik öneriler AKÇT (Avrupa Kömür ve Çelik Teşkilatı) Anlaşmasının kuralları göz önünde bulundurularak geliştirilmelidir. Böylece, dış ticaret yükümüzün azaltılması ve daha yüksek katma değer oranlarını yakalamamız mümkün olabilecektir. Ancak, bunun korumacı bir yaklaşıma dönülmesi bağlamında anlaşılmaması gerektiğinin altını çizmeliyim. Gerek GİTES, gerekse Sektörel Strateji Belgesinin nihai halinde parmak bastığımız bu soruna yönelik somut yaklaşımlar geliştirilmesini de beklemekteyiz.

Demir çelik sektörümüzün gelişimine ve imalat sanayii içerisindeki önemine ilişkin kapsamlı görüşler, kuşkusuz düzenleyeceğimiz panellerde sektörün ve bürokrasinin değerli yetkilileri tarafından ele alınacaktır. Bu noktada, panelimizde yer alacak konuşmacılara özellikle teşekkür etmek isterim.

Konuşmamı tamamlamadan önce, son dönemde ekonomi gündeminde önemli bir yer tutan teşvik paketi konusundaki görüşlerimize de kısaca değinmek istiyorum.

Sanayi Stratejilerinin başlıca araçlarından olan teşvik politikaları konusunda geçtiğimiz dönemde önemli bir aşama kaydettik. Teşvik programlarının geri dönüş ve takibi yönünde olumlu adımlar atıldı.
 
TÜSİAD olarak teşvik konusundaki genel görüşümüzü tekrarlamadan önce, şunu belirtmek isterim ki, yeni teşvik sisteminin içeriği henüz net olarak açıklanmadığı için bu konuda kapsamlı değerlendirme yapabilmemiz mümkün değil. O nedenle bu genel prensipler doğrultusundaki yaklaşımımızın altını bir kez daha çizmek istiyorum.

İş dünyası temsilcileri olarak, teşvik sistemi ile getirilmesi öngörülen söz konusu yatay önlemlerin, tüm sektörlere eşit şartlarda uygulanması gerektiğine inanmaktayız.

Herhangi bir sektörü kayıracak şekilde tasarlanan destek sistemi, piyasa ekonomisi mantığı gereği kaçınılmaz olarak en iyi ihtimalle destek alamayan sektörler tarafından eleştirilecektir. Ayrıca, herhangi bir sektöre yönelik bu tarz objektif kriterlere dayalı olmayan yaklaşımların, toplam refah kaybına yol açma riski de bulunmaktadır.

TÜSİAD olarak, sanayi destek mekanizmasının tüm sektörleri yatay olarak etkileyecek şekilde yapılandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Destek mekanizmalarının;
 
1.    Yüksek katma değer oranlarını yakalamamıza destek olacak teknoloji üretimi, seçimi ve kullanımı desteklerini,
 
2.    İnovasyon kapasitesini artıran bölgesel destekleri ve

3.    Sektör ve bölge ayrımı gözetmeksizin, özellikle beşeri veya maddi altyapıya yönelik olağanüstü yüksek yatırım gerektiren proje desteklerini ilgili sektör içi rekabet koşullarını ve geçmiş destek uygulamalarından alınması gereken dersleri göz ardı etmeden
kapsamasını arzu ediyoruz.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.