TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI EROL BİLECİK - CUMHURİYET GAZETESİ SÖYLEŞİSİ

07 Oca 2019
TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI EROL BİLECİK - CUMHURİYET GAZETESİ SÖYLEŞİSİ

Erol Bilecik Cumhuriyet Gazetesi'nden Şehriban Kıraç'la bir söyleşi gerçekleştirdi.

"BAŞARININ SIRRI DEMOKRASİ"

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, ekonomiyi güçlendirmenin yolunun en başta şeffaf, uzlaşmacı, adil ve demokratik bir toplum olmaktan geçtiğine dikkat çekti.

Yatırım kararlarında kurun ya da faizin seviyesiyle beraber, istikrar ve güvenin de bir o kadar önemli olduğunu vurgulayan Erol Bilecik ile yeni yılda iş dünyasının sıkıntılarını, yabancı yatırımcıyı, AB sürecini, seçim ekonomisini ve yeni yatırımlar için atılması gereken adımları konuştuk.

-TÜSİAD olarak 2019’da ekonomide öngörüleriniz neler?

2019’da bir süre daha finansmana erişim, nakit sıkışıklığı ve kredi daralmasının maalesef devam edebileceğini öngörüyoruz. Yüksek enflasyon da bizi zorlayacak başlıca konular arasında yer alacak. Enflasyonda kalıcı bir düşüş görmemiz zaman alacak. Sıkı para politikası ve enflasyonla mücadelede asla taviz verilmemeli. Ekonomimizin ciddi reformlar yapması ve yeni bir büyüme hikâyesi yaratması gerekiyor. Türkiye; eğitim sistemini, vergi sistemini, üniversitelerini, KOBİ’lerini kısaca tüm ekonomisini yeni çağa daha uyumlu hale getirmeli.

İşsizlik artacak

-Büyüme, kur, işsizlik, enflasyon, faiz öngörünüz nedir?

TÜSİAD olarak kur tahmini yapmayız. Çünkü oradaki tahminleri sağlıklı yapmak için değişkenliklerin az olması gerekir. Ancak her zaman değişken sayısı o kadar fazladır ki. Saymakla bitmeyebilir. 2019 için ana senaryomuz, nispeten hızlıca ekonominin büyümeye döndüğü, politika adımlarının hızlıca atıldığı, küresel finansal koşulların bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri desteklediği senaryo. Bu senaryoda yüzde 1’ler civarında bir büyüme ve enflasyonda yüzde 17 civarına gerileme öngörüyoruz. Yavaş büyümenin etkisiyle işsizlik oranında bir miktar yükseliş görebiliriz.

Kutuplaşma etkiliyor

-Türkiye’de yaşanan gelişmeler ışığında, yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışı nasıl?

Yabancı yatırımcıların temkinli olarak yaklaştıkları bazı konular var. Güvenlik kaygıları, kutuplaşan toplum yabancılar tarafından gözardı edilmeyen noktalar. Hukuk, bağımsız yargı, özgürlükler önemli. Serbest piyasa kurullarından asla taviz verilmemesi gerekiyor. 2019’da ülkemize gelen yabancı yatırımlarda bir artış yaşanması için yatırım ortamını elverişli hale getirecek göstergelerde hızla iyileşme kaydedilmesi önem taşıyor. Yatırımcılar nereden olursa olsun Türkiye’nin yönünün Batı’da olduğunu görmek istiyor.

AB ülkeleri ve kurumlarıyla yapıcı siyasi diyaloğun yoğunlaştırılması, Gümrük Birliği müzakerelerinin başlaması yatırımcılara olumlu sinyal verecek.

Yatırımcı önünü görebilmeli

-Bankaların kredi musluklarını kapattığına dair eleştiriler var. Bugün kredi alsanız, yatırım yapacak ortam var mı?

Empati yapmazsak, her tarafın birbirini eleştireceği çok fazla konu çıkar. Bankalarımız 100 TL mevduata 150 TL kredi vermiş durumdaydılar. Aradaki fark dış kaynaklardan, döviz cinsinden finanse edildi. Şimdi krediler daraldığı için yüzde 140’lara hatta yüzde 120’lere kadar geriledi. Kredi daralmasının kısa sürede sona ermesini beklemiyoruz. Bu dengelenme süreci, bankalarda eğer bir bilanço temizliği yapılmazsa daha uzun sürebilir. Şirketlerin finansmana erişimi azaldı. Yabancı yatırımcı için çok cazip fırsatlar var. Ama asıl mesele, ekonomik daralmadan çok belirsizliktir. Yatırımcının önünü görebilmeye ihtiyacı var.

Büyüme için 5 öneri

-Türkiye’de sağlıklı büyüme iklimine girilmesi, istihdam yaratılması ve yeni yatırımlar için ne tür adımlar atılmalı?

Başarının reçetesi belli: Her şeyden önce, hukukun üstünlüğünün sağlandığı ve demokrasinin ve özgürlük alanlarının genişletildiği bir zemini sürekli geliştirmek gerekir. Bu zemin, güçlü bir Türkiye’nin olmazsa olmazıdır. Ekonomideki sıkıntıları kur ya da faizlerdeki artışlar üzerinden değerlendirsek de asıl meselenin istikrar olduğunu unutmamalıyız. Finansal istikrarın ve öngörülebilirliğin ilk koşulu, güçlü kurumlar ve kural temelli politika yapımıdır. Devletin yaptığı düzenleme ve politikalar uzun vadeli istikrarı gözettiği, şeffaf ve öngörülebilir olduğu sürece, ekonominin temelleri sağlam ve yatırım ortamı güçlü olur. Güçlü bir Türkiye ekonomisi için temel hedefimiz, küresel liberal demokratik düzene entegre olmaktır. Atılacak adımları 5 maddede özetleyebiliriz:

  1. Ekonomide öngörülebilirliğin sağlanması için güçlü kurumlar ve kural temelli politika yapılmalı.
  2. Serbest piyasa ekonomisi ilkelerinden taviz verilmemeli.
  3. Yapısal reformlarla ekonomimizin verimliliği ve rekabet gücü artırılmalı.
  4. Yatırım ortamının iyileştirilmesi için hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı güçlendirilmeli.
  5. AB ile ilişkilerin güçlenmesi ve Gümrük Birliği modernizasyonu için gerekli adımlar atılmalı.

-Eleştiri kültürü Türkiye’de gittikçe erozyona uğruyor. İktidarı eleştiren sanatçılar, gazeteciler akademisyenler, hedef haline getiriliyor. Ne düşünüyorsunuz?

Seçim sürecinin getirdiği rekabet ortamı içinde, toplumsal kutuplaşmanın keskinleşmemesi için üslupların karşılıklı saygı ve hoşgörüyü esas almasını diliyoruz. Eğer bir ülkede toplumsal birlik yıpranırsa, orada kalkınmak için sebepler azalıyor demektir. Zaman zaman toplumsal kutuplaşma eksenindeki tartışmaların, gündelik yaşamlarımızdaki yerini artırdığını gözlemliyoruz. Toplumsal barış ve hoşgörü, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anadolu topraklarında yaşamış onlarca farklı medeniyetten miras aldığı evrensel değerlerdir. Atatürk’ün dediği gibi “birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.” Şunu unutmamamız gerekiyor: Uzlaşma asla yenilgi değildir.

Belirsizlik kaybettirdi

-İş dünyasının belirsizlik, öngörü yapamama konusunda şikâyetleri var. Asıl belirsizlik yaratan durumlar neler?

İş dünyasının karar alma süreçlerinde bir gözü ekonomide, diğer gözü dış ilişkilerdedir.

Özellikle yakın geçmişte dile getirdiğimiz belirsizliğin iki ana nedeni, dış ilişkiler ve ekonomi politikalarının sıklıkla değişmesiydi. Bunların getirdiği sıkıntılar vardı.

Son yıllarda Türkiye ardı ardına seçimler yaşadı. Siyasi belirsizlik, ekonomide öngörü yapamamanın başlıca nedenleri arasında yer aldı. Bunlar muazzam negatif resimler oluşturdu. Sınır komşularımızla yaşanan gerginlikler ve AB, ABD ve Batı ile ilişkilerimizdeki sorunlar da belirsizliği artırdı. Belirsizlik ortamı, yatırım riskini artırır. Seçimler son zamanlarda hem ekonomi politikalarını fazlasıyla etkiliyor, hem de maalesef toplumsal kutuplaşma ve gerginlikleri artırıyor. Politika tarafında yaşanan her belirsizlik, kaybedilen her dakikanın ekonomiye maliyeti sanıldığından daha fazla oluyor. Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçildi. Pek çok kurum yeni oluşturuldu, atamalar yeni yapılıyor. Bunlar da belirsizlikleri artırıyor. Çıkan bazı kararnameler gönül arzu eder ki önce iş dünyasıyla daha öncesinde istişare edilsin. İş dünyasına yeni mevzuata uyum sağlamak için yeterince zaman kalmıyor. Bu da belirsizliği artırıyor. Uzun vadeli istikrar için yapısal reformları gündeme almalıyız.

Teminatlar kabul edilmiyor

-Her sektör kendi sorunlarından bahsediyor. Günah keçisi olarak finans sektörü gösteriliyor gibi. Finans sektöründe her şey yolunda mı görünüyor?

Türkiye ilk defa özel sektör borçluluğunun çok yüksek olduğu bir kriz yaşıyor. Daha önceki krizlerde kamu borcu sorun yaratmıştı. Kur ve faiz artışları, şirket bilançolarına ciddi hasar verdi. Bazı şirketlerin teminatları artık yeterli gelmiyor. Bazıları ise talep daralması ve nakit akışı nedeniyle kredi ödemelerinde zorluk yaşıyor. Bir kısmının ise borçları yeniden yapılandırılıyor. Bu gibi sorunlu krediler nedeniyle bankalar taze kredi yaratmakta zorlanıyor.

Düşüncesi hür nesiller

-Türkiye’de hukuka güvende ciddi sıkıntılar var. İş insanı Osman Kavala yaklaşık iki yıldır iddianame olmadan tutuklu, ne söyleyeceksiniz?

Ekonomiyi güçlendirmenin yolu en başta şeffaf, uzlaşmacı, adil ve demokratik bir toplum olmaktan geçer. Hak ve özgürlükleri güvenceye alma konusunda eksiklerimiz var.

Atatürk’ün sözleriyle “Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister” Bunca yıllık demokrasi deneyimimizin ardından hak ve özgürlükleri daha iyi bir güvenceye kavuşturmalıyız. İnsan haklarının Türkiye için de bağlayıcı olan sınırları, milletlerarası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla gayet net şekilde belirlenmiştir. Anayasamız gereği bu kararlar iç hukukumuzun bir parçasıdır. Ancak uygulamada zaman zaman sorunlarla karşılaşıyoruz. Dünyanın da bu konuda iyiye gitmediği malum. Ancak kötü örnek, örnek değildir. Olumsuz bir dalgaya kapılmaktansa, iyi ve doğru tarafta kalmaya gayret etmeliyiz.

AB vazgeçilmez

-AB üyeliği konusunda Türkiye treni kaçırdı mı?

TÜSİAD için her zaman olduğu gibi bugün de Türkiye’nin AB üyeliği vazgeçilmez bir hedeftir. Gümrük Birliği modernizasyonu için müzakere sürecinin en kısa zamanda başlatılması, ekonomimizin gelişimi ve yapısal reformların hızlanması açısından bir kaldıraç görevi görecek. Ancak bugün Türkiye’nin AB katılım sürecinde gelinen noktanın, hem AB’nin kendi genişleme tarihi açısından, hem de Türkiye’nin Batı sistemi ile entegrasyon hedefleri açısından önemli bir hayal kırıklığı olduğunu kabul etmemiz gerek.

Kaçış değil çıkış yolu gerekiyor

- 2018 iş dünyası açısından nasıl geçti?

Türkiye ekonomisinin biriktirdiği yapısal sorunlar nedeniyle pek çok zorlukla sınandığımız bir 2018 yılı oldu. İş dünyasının gözü öncelikle ekonomide ve ekonomi yönetimindedir. 2018 ilk yarı boyunca özellikle enflasyon ve finansal kırılganlıklarımız başta olmak üzere, bu risklerle ilgili görüşlerimizi ve önerilerimizi ekonomi yönetimiyle defalarca paylaştık.

Burada tehlikenin boyutunu ve alınması gereken önlemleri anlattık.

İş dünyası olarak, ekonomide güçlüklerle karşılaşınca bir kaçış yolu değil, bir çıkış yolu göstermek gerektiğine inanırız. Kur hâlâ bir önceki yıla kıyasla yüzde 40, faizlerde 11 puanlık yüksek seviyede. Yükselen kurlar ve faizler nedeniyle özellikle reel sektör ve finans kuruluşlarının bilançolarında önemli tahribatlar oldu. Reel tarafta ekonomideki daralma biraz daha devam edecek.

Seçim ekonomisi olmamalı

-Türkiye martta yerel seçimlere gidiyor. Seçim ekonomisi uygulanır mı? Bunun ne tür riskleri olur?

Seçim ekonomisine dair uygulamaları son birkaç yıldır görüyoruz. Kısa vadede fayda sağlamak için uzun vadede sorunlar yaratmamalıyız. Seçim ekonomisi olmaması gereken bir ekonomi. Yeni Ekonomi Programı’nın 2019 için hedeflediği önemli tasarruf politikaları var. Bunlarla çelişkili olacak politikalardan kaçınmamız lazım. Mali disiplin, Türkiye’nin en önemli çıpası. Asıl isteğimiz, iyi bir vergi reformu. Ekonomide aslolan verimlilik. Kısa vadeli tedbirler yerine artık uzun vadeli kalıcı politikalara odaklanılmasını arzu ediyoruz.

-Nisanda yapılması gereken Merkez Bankası’nın Genel Kurulu 18 Ocak’a alındı. Bu ne anlama geliyor?

Tabii bu rutin bir uygulama değil. Ana dileğimiz buradaki nakdin seçim için harcanmaması. Çünkü özellikle dış yatırımcının bu tür rutin olmayan uygulamalarla kafasını karıştırmamalıyız.

Erol Bilecik: Yatırım kararlarında kurun ya da faizin seviyesiyle beraber, istikrar ve güven de bir o kadar önemli. 2001 krizi sonrası yaptığımız reformlar sayesinde, ülkemize yüklü miktarda doğrudan yatırım çekebilmiştik.

Türkiye’nin ne zaman kuvvetli bir hikayesi ve öngörülebilir kurallı bir ekonomik yapısı olduysa, biz o dönemlerde önemli yatırım hamleleri gerçekleştirebildik. Yatırımcıya iyi bir hikâye sunmanız gerekiyor.

Bugün Türkiye yeniden çok güçlü yatırımlar çekmek için, yeniden yatırımcının piyasa ekonomisi, fiyat serbestisi, kambiyo rejimi gibi başlıkları sorgulamadığı bir ülke olmalı. Türkiye’nin yeni ekonomi hikâyesinin tutarlı ve net bir şekilde yatırımcılara gösterilmesi gerekiyor.

Verdiğimiz hizmetleri geliştirmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgiye Bilgilendirme Metninden ve Çerez Politikası Metninden ulaşabilirsiniz.
Detaylar DEVAM